18 Kasım 2017 Cumartesi

Sırsız Ayna


Sırsız Ayna
Sırsız Ayna
Canını yakabilirim fırsatçı bir kelimenin, susarak. Haşin bir cümleyi hapsetmek için dudaklarımı kilitleyebilirim.
Ya da saklayabilirim, avuçlarımı kanatan özlemi. Toprak kokusuna doyurabilirim ruhumu sonra da. Adı konmamış sevinçlere sarabilirim acımı.
Ne güzel olurum!
Sen beni hiç tanıyamazsın! Saklamak konusunda çok mahirim.
Uzun yolların izini sürmekten geçmez, bana ulaşmak. Cılız bir ağaç gölgesi, yavru bir kedinin sıcaklığı ya da her gün önünden geçip, görmediğin bir duvar yazısı olabilirim.
Hani; ‘’Mahabharata’da olmayan hiçbir şey yoktur’’ a inanır ya Hintliler. Öyleyim… Ve sen inanmasan da Mahabharata’dan daha uzun bir şiirim. Okumayı bitiremezsin.
İçinde olabilirim kavganın. Yine de dışında kalabilirim savaşın.
Sana kendimi anlatmaktan vazgeçebilirim. İzin verme! Yapabilirim!
Konuşmayı sevmeyen birinin hiç durmadan konuşması ne garip. Bu benim!
Bildiğin gibi değilim aslında. Bilmediğin de değilim.
Anlatamamaktan yoruldum.
Sırsız bir ayna olsam ne güzel! Bende kendini bir daha göremesen…

15 Kasım 2017 Çarşamba

AŞK, KENDİNİ TANIMAK…

aşk kendini tanımak
Aşk, kendini tanımak...
Kadın dedi ki :’’ Benim rengim mavi. Mavide saklıyım, bulana aşk olsun.’’
Adam sustu. Gözlerinin rengi maviydi.
Küçük, istikrarlı dokunuşlarla yonttu kendini adam, suretinden. Aşktan bihaber, aşkı yarattı. Kadın haklıydı. Aşk, mavide saklıydı.
Suskunluklarının mahcubiyetiydi onu alıkoyan mevsimlerden. Oysa acz sandığının, asalet olduğunu anladığı an özgür kaldı. Söyleyecekleri kadar susacakları da olmalıydı insanın. Bu kusur değil, marifetti. Ve öğrendi ki adam;  her Aşk’ın, Maşuk’unda aradığı renk farklıydı.
Adam ve kadın… Renklerin, mevsimlerin içinden geçtiler susarak.
Tedavisi, acı çekmek olan bir hastalıktı itaat ettikleri. Susarak acı çektiler. Acı çekerek iyileştiler.
Adam ve kadın…  Kendi bahçelerinde, en çok krizantem çiçeğini sevdiler.
Kadın, adama aşkı öğretti.
Ve sonra gitti.

Susarak…

10 Kasım 2017 Cuma

Hala Umudum Var

umut
Hala Umudum Var
Düşüme düştü aylak bir umut. Nerden baksam güvenilmez. Kelimeleri yaya yaya konuşan yalancı bir satıcı gibi. Ne çok isterdim aldanmayı oysa. Ne de olsa umut işte…
‘’Bazen şu bilincimi taşla ezeyim, üstüne benzin döküp yakayım istiyorum.’’ Ne garip kelimeler bunlar… Hiç tanıdık değiller. Bilinçaltımın, bilincime galip gelişinin zaferi gibiler. Kelimelerim hangisine ait peki? İçim dışım… Yaz ve kış gibiyim.
Ve sandık sandık sarıp sarmaladım, sakladım umutlu düşümü. Bir gün belki inanırım. Bilincim ‘’aldanmak’’ dese de, yüreğim galip gelir her kirli oyunda, bilirim.
En çok susmalar korkutur beni. Karanlıktan korkmam o denli. Sustuğum yerden yeşerttim her bozgunumu. Tabiatım bu!
O yüzden belki, yerli yersiz konuşmalarım... Kağıt üzerinde kelimelerime, insan içinde sözlerime sığınışım…
Teslim aldığı ömrün, son kullanma tarihini merak eden sıradan bir faniyim. Umut en çok benim hakkım, yalansız dolansız.
Ve düşte değil, bilinçte boy gösteren her cesur duygu gibi… Umut da adam akıllı, dimdik durmalı…

Yine akşam oldu. Bir gün daha eksildi çocukluğumun bayramlarından. Olsun… Benim hala umudum var. 

1 Kasım 2017 Çarşamba

Kendi Kendime...

Kendi kendime
Kendi Kendime
İçinden geçtiğim dünyaya bakın! Nasıl da umursamaz ve kibirli…
Benim için üzülmesini beklemiyorum elbette. Yas tutacak bir avuç sevenim vardır kanımca.
Hem, maviden kızıla döneli çok oldu göğümün. Utanacak, üzülecek değilim. Kelimelerimi satmadın hiç, böylece bilinsin yeter. İçimden geçtikleri gibi döküldüler diyemem dilimden ama hiç riyakâr olmadılar.
Sonra; hiç kimseye küsmedim, en çok karamsar ve umutsuz olduğum akşam üzerileri. Gizli gizli ağlamış olabilirim, kime ne? En çok benim kendime yabancı.
Doğrudur; denizsiz bir şehirde martı sesi beklediğim. Kapımı döven yumrukları dalga zannettiğim…
Arkamdan söylenenleri de duydum. Kin tutmadım ama. Epey kırıldım, evet. Hiç kırmayı düşünmedim.
Bana bırakılan emanetleri gözüm gibi korudum. Annemin uzak gözlüğünü mesela, hırkasını, eteğini… Bir de bebekliğimden beri sakladığı tulumu. Ama en çok beni sevişini korudum ceviz ağacından çeyiz sandığında.
Kendime en uzak olduğum zamanlarda bile sığınmadım bana. Ben, beni aldatmaya meyilliydim. İnsanoğlunun nankörlüğünü en çok kendimden bildim.
Bir gün, toprağa düşen sarı bir yaprak olacağım kendi sonbaharımda. En çok vazgeçtiklerim ve denemediklerim için üzüleceğim, biliyorum. 

Eteklerimde, topladığım bir sürü yalan… Aklamaya gideceğim.

Çocuğunuz süt sevmiyor mu? Sütü Sevdirecek harika bir tarifim var!

Dün bir arkadaşıma çaya davetliydim. Öğleden sonra olduğu için çocukları evdeydi. Ben de giderken onların sevebileceği lezzetli bir şeyl...