23 Ocak 2018 Salı

SUSTUKLARIM

sustuklarım
SUSTUKLARIM
Kelimeler boğazımda düğümleniyor bazen. Konuşamıyorum. O zaman, beni sustuklarımdan anlayabilsen keşke diyorum.
Omuzuna yaslasam başımı. Saçlarımı okşasan yeter. Suskunluğumun istediği budur belki.
‘’Üzülme!’’ desen, ‘’Seni anlıyorum.’’ ya da…
‘’Sen haklıydın, özür dilerim.’’ mesela…
‘’Kırıldığını biliyorum ama yanındayım.’’
‘’Geçecek, birlikte atlatacağız.’’
‘’Sen varsan, umudum var.’’

Her savaşta vurulan benim. Düşen ben… Yaralarımı sarmak için, suskunluğum… Anlasan…
Ruhum arınsın hırstan, kibirden diye suskunum bezen.
Benim savaşım kendimle. Kelimelerimi azat etmedikçe kazanamam. Suskunum zaman zaman bu yüzden.
Bir varım, bir yokum. Yalnızlığım boyutsuz.

Ama sır tutmayı iyi bilirim. Anlatsan…

17 Ocak 2018 Çarşamba

YANGIN ORMANLARI

yangın
Yangın Ormanları

Ruhumdan Yansıyanlar:

Yüreğimin düştüğü yerden yeşerdim yeniden. Ve kök salmamla, sökülüp atılmam arasında geçen zamanda ben olabildim sadece.

Uzak iklimlere özlem duymadım hiç. Toprağım nemli, günüm aydınlıktı nasıl olsa.

Kuşlara şarkı söylemeyi öğrettim. Ve sadece kendi kanatlarına güvenmelerini…

Yol oldum küçük bir dereciğe. Yolcu oldum, konakladım;  koynunda hayatlar unutulmuş yalnız bir viranede.

Dalları kırılmış ağaçlar gördüm sonra. Çıplak, kuru, yurtsuzdular. En kötüsü, umutsuzdular…

Ve kök saldıkları yerden sökülüp atılmaktansa, yangın ormanlarında cayır cayır yanmaya gönüllüydüler.

Aklıma Dökülenler:

Her ruh, fırtınalar barındırır saklı gizli bir köşede. Günü, saati geldiğinde kopmaya hazır...

Benim anım bir öfke anıdır. Senin ki belki bir kayıp anı. Onun ki kırgınlık… 

Fırtınalarını haince pusuda beklemekle yargılayabilirsin sen. Ben sabırla beklemesini takdir edebilirim. 

Her ruh kendi seçer ve farklı sahiplenir besleyip büyüttüğü fırtınalarını

16 Ocak 2018 Salı

Kar Tanesi Mucizesi

Kar tanesi mucizesi

Malum, mevsim kış. Ocak ayı olmasına rağmen İstanbul’a kışın ilk karı düşmedi hala. Deniz ve Ege, dört gözle kar yağmasını bekliyorlar. Çocuklarım... Beklerken de bir yığın soru soruyorlar tabi. 

Kar ne zaman yağacak? Neden şimdi yağmıyor? Kar nasıl oluyor? Kardan adam nasıl yapılır? Gözleri neden kömürden, burnu neden havuçtan… Onların bitip tükenmez soruları ve doymayan merak duyguları beni de araştırma yapmaya itiyor çoğunlukla. Ah bu çocuklar! Anne-babayı; öğretmen, psikolog, filozof, bilim insanı olmaya zorluyor. Kimyager olunca tabi, bilim insanlığı kısmını seve seve üstleniyorum. Biraz da öğretmenliğin gerektirdiği sabır olsa… Felsefe ve psikolojiyi baba üstlendi bizde J Öğretmen açığımız var fena halde…

Neyse… Konumuza dönersek…Kar diyordum… Kardan, kar tanelerine kadar gidince; öğrendiklerimi çocuklarımla birlikte sizinle de paylaşayım dedim.

Kar ve kar tanesi

Çoğunuz biliyorsunuzdur. Kar taneleri birbirlerinden farklı şekillere sahip. Biri diğerine benzemiyor. Bu müthiş buz kristalleri yere düşene kadar havadaki her değişken parametreye göre simetrik bir şekilde dallanıp, kompleksleşiyor. Sıcaklık, nem oranı ve diğer bütün hava koşulları bu incecik buz kristallerinin şekillerini ve karmaşık ya da basit olmalarını etkiliyor. Ve tabi birbirlerinden farklı olmalarını sağlıyor. Ama dikkat! Kar taneleri her durumda altıgen ve simetrik… Bu mucizevi!

''Bu görüntüler nasıl oluşuyor'' diye derinlemesine araştırma yaptığımda gördüm ki; suyun molekül yapısı ve su mekülleri arasındaki bağlar bu mucizevi dizilişte etkili rol üstleniyor. Fazla detaya girmeyeceğim. Kimya dersi gibi olmasın :) 


Konuyla ilgili çok fazla bilimsel araştırma yapılmış. Hatta bir bilim insanı, laboratuvar ortamında yapay buz kristali yani kar tanesi elde etmeyi başarmış.

Başka bir bilim insanı, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde fizik profesörü olan Kenneth G. Libbrecht, kendini tamamen bu mucizeyi gözlemlemeye ve paylaşmaya adamış.  

http://www.snowcrystals.com  sitesini ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Görüntüler muhteşem. Bilim ve sanatın dansını kaçırmayın derim. 

Bu arada, çocukların merakı deyip geçmemek ge
rekiyormuş bir kez daha anladım. İnsana ne kapılar açıyor görüyorsunuz :) 







13 Ocak 2018 Cumartesi

BROKOLİ ÇORBASI TARİFİ

Brokoli çorbası tarifi
Blogumda ilk kez yemek tarifi paylaşmanın heyecanını yaşıyorum.
Neden böyle bir işe kalkıştın diye sormayın J  
Yemek yapmayı seviyorum, desem… Yeterli olur mu?
Hadi buyurun bakalım mutfağa…
Brokoliyi sever misiniz bilmem ama besin değeri yüksek bu güzelliğe mutfağımızda yer vermemiz sağlığımız açısından önemli. Kansere karşı koruyucu olması en cezbedici yanı bana göre.
Peki bir brokoli çorbasına ne dersiniz o halde. Ben bu tarifi ilk denediğimde böyle lezzetli bir sonuç beklemiyordum açıkçası. Ev halkı bile bayıldı. Ki, brokoli deyince burun kıvırmışlardı.
Artık tarifi vereyim bari. Umarım denemeniz için ikna edici olmuştur bu giriş.

Malzemeler : 
Brokoli tabi ki… Küçük bir adet yeter. Yaklaşık 300-400 gr…
½ litre kadar süt. Sütte de miktar esnek.                                   
2 yemek kaşığı tereyağı
1 yemek kaşığı un

Yapılışı :
Brokoliyi çiçeklerinden parçalara ayırarak,ayıklayıp yıkıyoruz.
Tuzlu suda 10-15 dakika haşlıyoruz.
Tenceremizde tereyağını eritip, unu kavuruyoruz.
Soğuk sütü azar azar eklerken aynı zamanda karıştırıyoruz. Pütürleşmemeli. Bu aşamada mikser ya da blander kullanılabilir.
Haşladığımız brokoliyi de tenceremize alıyoruz.
Blanderdan geçirerek bir taşım kaynatıyoruz.
Tuzunu ilave etmeyi unutmuyoruz tabi.
Kıvamını, arzunuza göre süt ya da su ekleyerek ayarlayabilirsiniz.

 Hadi afiyet olsun J

5 Ocak 2018 Cuma

HABABAM SINIFI VEDA EDİYOR

Hababam sınıfı
HABABAM SINIFI VEDA EDİYOR
Hey gidi Münir Özkul… Hey gidi güzel insan… Sen de terk ettin sonunda şu fani dünyayı.
Hababam sınıfı'nın sıraları çoktan boşalmıştı da; ‘’Mahmut Hoca var’’ diyerek yine de ayakta duruyordu Özel Çamlıca Lisesi…  
Eski zamanların eskimeyen sevgilerine sığınabiliyorduk sizi izlerken. Hababam Sınıfı sınıfta kalırken, dokuz doğururken, tatile giderken hep sizinleydik… Biz sizi sevdik. Çok sevdik Mahmut Hoca.
Hafize Ana, İnek Şaban, Güdük Necmi, Damat Ferit seni beklerler. Çocukluğumuzun güzel insanlarına bizden selam söyle.  Hafize Ana’nın kahkahasına, İnek Şaban’ın temiz yüreğine, Güdük Necmi’nin cinliğine ve Damat Ferit’in yeşil gözlerine selam olsun.

Sizin tatlı kapışmanızda araya girmek istemedik ama… Turşu limonla da olurdu sirkeyle de… Fark etmezdi be üstat… Sizin elinizden olsun yeterdi.…

4 Ocak 2018 Perşembe

SADECE BEN YAPABİLİRİM

kimlik
Sadece Ben Yapabilirim
Nefes alabildiğim bir yer var. Ne zaman sıkılsam aklıma düşüyor…  Kendimi içinde hayal edebildiğimde mutlu olduğum bir yer…

İnsan kendini gerçekleştirdiği oranda mutlu değil midir? Olmadığımız, olamadığımız ve olmaya zorladığımız kimlik içinde sıkışıp kalmak… Hayatımıza, kendimize gereken değeri vermemek değil midir? Saygısızlık değil midir varlığımıza? Şimdi, şu anda; olmam gerektiğini düşündüğüm yerde ve kimlikte, mutlu bir ben istemek hakkından kim yoksun bırakabilir beni. Kimse! Sadece ben yapabilirim bunu kendime.

İlk adım ne olmalı? Biliyorum aslında.

Bağlarımdan kopabilmek, sıkı sıkı sarıldığım alışkanlıklarıma veda edebilecek cesareti göstermek ve özgür kalabilmek bütün kaygılardan, hesaplardan…

Hayatımı; mutsuz olduğum zamanların kıskacında tüketmek istemiyorum. Anlarım var sadece… O anları, güzel anılara dönüştürmek olmalı bütün çabam.

Nefes alabildiğim bir yer var, evet… Ne zaman kendimi orada düşünsem, alabildiğine yeşil bir ormanda yürüyorum. Küçük bir dere şırıltısında huzurdan ölüyorum. Rengin içinde renk, börtü böcek, gök, orman, soluduğum hava… İliklerime kadar hissediyorum.  Bu benim! ...

Sevdiği işi yapan, sevdiği ortamda, sevdikleriyle birlikte olabilen şanslı azınlığı saymazsak; büyük çoğunluğumuz yaşadığımız anlardan, bulunmak zorunda olduğumuz toplumsal alanlardan, maruz kaldığımız psikolojik baskılardan, ilişkilerden, kişilerden, kişisizliklerden muzdaribiz.

Her devrim, sancılı bir sorgulamanın sonucudur. Kendin olabilme devriminde, bayrak tutan el sen olmadıkça, arkandan kimse gelmez.  Arkandan gelene de asla güvenme. Küçük bir gaflet anı yeter onları karşında bulmaya.

Dünya bizim isteğimiz dışında döner. Hazır olmasak da gece gelir. Mevsim bahardan kışa dönüverir. Sevdiklerimiz ölür. Kendi bildiğini okur yani dışarıdaki hayat.

Ya sen, ya ben? İçimizdeki dünya?

Sadece biz istersek değişir.

2 Ocak 2018 Salı

BENİM NEHİRLERİM

nehir
BENİM NEHİRLERİM
İçimden nehirler geçer;
Derinliğini kestiremediğim,
Nereye aktığını bilemediğim,
Rengine mavi diyemediğim...
Benim nehirlerim serseri,
Benim nehirlerim asidir.
Gün olur taşar.
Umrunda mı kimi alıp koparır
Sevdiklerinden...
Umrunda mı kimin gözyaşlarıdır
Bağrına akan...
Gün olur sessiz...
Kimsesizliğine yanar.
Hani ''bana doğru ak'' dese biri;
Karışıverecek başka sulara,
Alıp gidecek başını,
Bana sormadan.

Çocuğunuz süt sevmiyor mu? Sütü Sevdirecek harika bir tarifim var!

Dün bir arkadaşıma çaya davetliydim. Öğleden sonra olduğu için çocukları evdeydi. Ben de giderken onların sevebileceği lezzetli bir şeyl...