kimya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kimya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2018 Salı

Kar Tanesi Mucizesi

Kar tanesi mucizesi

Malum, mevsim kış. Ocak ayı olmasına rağmen İstanbul’a kışın ilk karı düşmedi hala. Deniz ve Ege, dört gözle kar yağmasını bekliyorlar. Çocuklarım... Beklerken de bir yığın soru soruyorlar tabi. 

Kar ne zaman yağacak? Neden şimdi yağmıyor? Kar nasıl oluyor? Kardan adam nasıl yapılır? Gözleri neden kömürden, burnu neden havuçtan… Onların bitip tükenmez soruları ve doymayan merak duyguları beni de araştırma yapmaya itiyor çoğunlukla. Ah bu çocuklar! Anne-babayı; öğretmen, psikolog, filozof, bilim insanı olmaya zorluyor. Kimyager olunca tabi, bilim insanlığı kısmını seve seve üstleniyorum. Biraz da öğretmenliğin gerektirdiği sabır olsa… Felsefe ve psikolojiyi baba üstlendi bizde J Öğretmen açığımız var fena halde…

Neyse… Konumuza dönersek…Kar diyordum… Kardan, kar tanelerine kadar gidince; öğrendiklerimi çocuklarımla birlikte sizinle de paylaşayım dedim.

Kar ve kar tanesi

Çoğunuz biliyorsunuzdur. Kar taneleri birbirlerinden farklı şekillere sahip. Biri diğerine benzemiyor. Bu müthiş buz kristalleri yere düşene kadar havadaki her değişken parametreye göre simetrik bir şekilde dallanıp, kompleksleşiyor. Sıcaklık, nem oranı ve diğer bütün hava koşulları bu incecik buz kristallerinin şekillerini ve karmaşık ya da basit olmalarını etkiliyor. Ve tabi birbirlerinden farklı olmalarını sağlıyor. Ama dikkat! Kar taneleri her durumda altıgen ve simetrik… Bu mucizevi!

''Bu görüntüler nasıl oluşuyor'' diye derinlemesine araştırma yaptığımda gördüm ki; suyun molekül yapısı ve su mekülleri arasındaki bağlar bu mucizevi dizilişte etkili rol üstleniyor. Fazla detaya girmeyeceğim. Kimya dersi gibi olmasın :) 


Konuyla ilgili çok fazla bilimsel araştırma yapılmış. Hatta bir bilim insanı, laboratuvar ortamında yapay buz kristali yani kar tanesi elde etmeyi başarmış.

Başka bir bilim insanı, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde fizik profesörü olan Kenneth G. Libbrecht, kendini tamamen bu mucizeyi gözlemlemeye ve paylaşmaya adamış.  

http://www.snowcrystals.com  sitesini ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Görüntüler muhteşem. Bilim ve sanatın dansını kaçırmayın derim. 

Bu arada, çocukların merakı deyip geçmemek ge
rekiyormuş bir kez daha anladım. İnsana ne kapılar açıyor görüyorsunuz :) 







25 Kasım 2016 Cuma

BENDEN YAZAR OLUR MU? - BÖLÜM II


gulcanbaranturan@blogspot.comİlk kez bir devam yazısı yazıyorum. Nerede kalmıştık?

Evet, üniversite…  Kazanması bir dert, bitirmesi başka dert… Ama üniversiteli olmanın cazibesi pek bir etkileyici canım.

Lise bitti tabi. O zamanlar dershaneler dolup taşıyor, üniversiteye hazırlananlarla.  Çok yakın bir arkadaşımın abisinin ön ayak olmasıyla ben de arkadaşımla aynı dershaneye başladım. Ailecek destekleri oldu bana. Unutmam ve haklarını ödeyebilmem mümkün değil. Birkaç hafta sonra ödeme için sınıftan çağırılınca, kontenjandan girdiğimi düşündüğüm dershanenin tavanı üstüme çökmüş olmasa da ona benzer bir duygu yaşadım. Maddi durumumuz pek müsait olmadığı için kısa bir süre sonra bıraktım dershaneyi.  Çok sonra, devam ettiğim sürenin ücretini arkadaşımın ailesinin ödediğini öğrendim. Böyle dost kolay bulunur mu?

Dershanenin bana tek faydası, seçeceğim mesleğe karar vermemi sağlaması oldu sanırım. Kimya öğretmeninin ders anlatış tarzını öyle sevdim ki, kimya okumaya karar verdim. Bir öğretmenin; bir çocuğun, bir gencin geleceğini belirlemedeki rolü, böyle net bir şekilde, gerçek bir örnekle kanıtlanmıştır. Bir de; çok para kazandıran meslekleri hedefleyen bir sınıf dolusu öğrenci, benim böyle bir hedefim olmadığını fark etmemi sağladı. Ben üniversiteyi kazanmayı, öğrenciliği sevdiğim için, okula, okumaya aşık olduğum için istemiştim hep. İşte o noktada; para kazandıran bir mesleğe sahip olursam, maddi özgürlüğümü kazanabilirim diye düşünmeye başladım.

Evde kendim hazırlandım sonrasında üniversite sınavına. Sınırlı sayıdaki ders kitaplarımla, kendime ait odam olmadığından, televizyonun bangır bangır çalıştığı odada, yaptığım ders programına katı bir disiplinle uyarak hazırlandım. Ve heyecan dorukta… O sınav heyecanı yok mu?
Bittiğinde omuzlarımdan bir ton yük kalkmış gibi hissettim.

Kimya, kimya dedim ama ilk tercihimi tıp olarak yaptım. Toplum baskısı mı desem, mesleğin toplumdaki itibarı mı bilemedim ama o zamanlar öyle yaptım. Şimdiki aklımla yapmazdım. Karakterime uygun bir meslek olmadığını düşünüyorum çünkü.

Büyük gün gelmişti. Veee… Hacettepe Üniversitesi Kimya Bölümünü kazandığımı öğrendim. Mutluluktan kalbimin ritmi bozuldu. Artık üniversiteliydim. Hem de Hacettepe… Hem de kimya… Hem de Ankara… Yaşasın!


Krizantem mevsimi geldi anne. Seni hatırladım yine. Ve bahçemizi… Sarı, beyaz, pembe…  Senden ilk ayrılışımın acısını hatırlatırdı krizantemler. Artık son yolcuğunun dilsiz şahitleri oldular.

31 Ağustos 2016 Çarşamba

TÜRKİYE’DE BİLİM İNSANI OLMAK


kimya,bilim

Bir bilim insanı olmak üzere kimya eğitimi aldım. Hem de Türkiye’nin en saygın üniversitelerinden birinden... Eğitimim boyunca, bu değerli bilimin ne kadar heyecan verici ve ne kadar zor olduğunu gördüm.
Mezun olduktan sonra mesleğimi kısmen de olsa icra edebileceğim bir işe girebilecek kadar şanslıydım. Sonraki yıllarda farklı sektör ve pozisyonlarda çalışmak zorunda kaldığım için uzaklaştım kimyadan. Türkiye’de bilim insanı olmak çok zor çünkü. Bunu, birçok değerli, zeki arkadaşımın yıllarca iş bulamaması ve çok farklı alanlara yönelmek zorunda kalmasından da biliyorum. Kendimden de…
Son zamanlarda kimya, fizik, biyoloji, tıp gibi bilim dallarının yabancı dizilerde ne kadar sık kullanıldığını gördükçe, izlerken hem heyecanlanıyor hem üzülüyorum. Böyle birkaç dizide kahraman bir kimyager… Deneyler, buluşlar, teorilerle nasıl ilgi çekiyor, nasıl hayran bırakıyorlar… Ben de bir kimyagerim! Diplomamda öyle yazıyor! O bilgiler pratikleşme şansı bulamadığı için uçup gitti ama. Organik, fizikokimya, enstrümantal analiz, analitik, inorganik… Hangi biri kaldı. Ama ben kimyagerim, öyle diyor diplomam.
Yanlış nerede diye sorsam… Verilecek binlerce cevap bulunabilir bu soruya. Ve binlerce mazeret belki de… Ama bizim mazeret üretme gibi bir lüksümüz yok. Çocuklarımızın geleceğinde koca bir karanlıktır bilimsizlik.
Bizler; bilim insanı olarak eğitilmiş ama mesleğini uygulama şansı verilmemiş şanssız bir kuşak olarak tarihteki yerimizi alacağız.

Bundan sonrası için umut etmek istiyorum. Çocuklarımız temelden bilimle iç içe büyüsün ve bütün bilim dalları hak ettiği saygınlığa kavuşsun diliyorum.

3 Haziran 2015 Çarşamba

KİMYACA AŞK BAŞKADIR


kimya

İçinde aşk geçen cümlelerle gel bana ki , ruhu ışıktır aşkın. Yolumu aydınlat.
Kimlik bulmaya , tanımlamaya, kıyaslamaya çalışma ki özeldir her aşk.
Sana göre aşksa…
Bana göre aşka; bir molekül zincirinde yolunu kaybetmiş yaramaz bir elektronun aylaklığı, şımarıklığı diyebilirsin mesela. Benzen halkasında sallanan çocuk sevinci farz edebilirsin ya da aşkı… Aşk monomerlerinden oluşan bir polimer de olabilir, adına poliaşk denebilir belki. Asit-baz tepkimesinin nur topu gibi tuzu da olabilir aşk. Aldığın oksijen, verdiğin karbondioksit dengesinde, adına yaşamak dediğinden geçer aşk en basitinden. Tümden gelimden de başlayabilirsin işe, tümevarımdan da. Kendi tercihinde yarattığın kaderindir aşk aslında. İçinde eridiğin potada ateşindir…
Sana milyonlarca ispat yapabilirim. Milyonlarca teoremin, yıllarca bulunamayan çözüm yollarının aslında hep bir atomdan yola çıktığını görebildiğinde anlarsın aşkı. Aşk ne zannettiğin kadar karmaşık ne de basittir.
Periyodik cetvelin tepesinde de olabilirsin dibinde de. Bu senin cetveldeki çapınla da ilgili, karizmanla da, cazibenle de. Ama aşk söz konusuysa tek önemsediğin atomun çekirdeğidir aslında. Ne etrafında dönen elektronlar ne oluşturduğu bağlar ne yeri ne yurdu. İçinde gizlenen özdedir sır.
Sana kendimce anlattım aşkı. Kimyacının, kimayca aşk tarifi bu :) 



Çocuğunuz süt sevmiyor mu? Sütü Sevdirecek harika bir tarifim var!

Dün bir arkadaşıma çaya davetliydim. Öğleden sonra olduğu için çocukları evdeydi. Ben de giderken onların sevebileceği lezzetli bir şeyl...