25 Nisan 2016 Pazartesi

AŞKTIR ADIN, NE ÇIKARSA BAHTIMA

gülcanbaranturan aşk

Kapımda aşk kıyamet,
Medet ummak ne gaflet…
Tende gece gibi…
Sözde ah ile vah…
Ne çıkarsa bahtıma, razıyım.
Eyvallah…
Aşktır adın. Bütün mavilerden süzülür yakamozlar, sana akar. Ellerim kederlerden yıkanır. Ak pak bir beyaz köpük, dalga dalga dövülür. Haylaz bir çocuk olur içimdeki yabancı, bir seni tanır.
Aşktır adın. Savaş meydanında kızıl kahırsın da sen. Kara kara bulutlarda aldatılmış yağmur… Kederse keder… Acıysa acı… Ama gitme be aşk, sana muhtacım.
Sürü, bahtının ayazında üşüyen umudunu.  Yüreğinin tan yerine as. Savaşsa savaş, kıyımsa kıyım…
Hangi cephede pusuya yatar ölüm, hangi kurşundadır sonun? Savaşsa savaş, ölümse ölüm…

Aşktır adın. Ne çıkarsa bahtıma, razıyım. Eyvallah…

20 Nisan 2016 Çarşamba

SALINCAK,DAYIM VE BEN

Tanıyorum! O çocuk parkından, zinciri kopmuş salıncağın yalnızlığından geliyor bu ses.
Dayım götürürdü beni o parka. Ne çok severdim. Adana’nın pek gözde bir semtinin çok rağbet gören çocuk parkı… Ben küçüğüm, dayım gencecik… Henüz Almanya sevdasına düşmemiş yüreği. O çocuk parkı, en çok da salıncakları ve dayım… Ne güzeldik, ne temizdik… Ne mutluyduk hepimiz!
Portakal çiçeği kokusunda, bahar dolarken içimize, birlikte yürürdük parka. Dayımı severdim. Benim için özeldi. O zamanlar pek arkadaşım yoktu. Dayım vardı ama…
Tarsus’ta yatılı okumuştu. İlkokul, ortaokul, lise… Bütün çocukluğu evinden uzakta geçmişti. Neler büyütmüştü içinde, neler soldurmuş, nelere küsmüş, kimlere kırılmış, öfkelenmiş? Sormak hiç aklıma gelmedi.
gulcanbaranturanblogspot.com
Sonra aşık oldu. Karasevda gibi bir şey… Gözü başkasını görmedi. Varsa yoksa o kız…  Ama kız vefasız, ailesi karşıydı bu birlikteliğe. Çok üzüldü dayım, çok acı çekti. Ama asla, neşeli görünmekten vazgeçmedi.
Yakışıklıydı. Temiz yüzlü, akça pakça, dedem gibi mavi gözlüydü. Mahalleden kızlar aşıktı ama o ille de’ ‘Maral’ım ‘’dedi. İçinden söküp atamadı o maralı. Kaderinin bahtsız dönüm noktası oldu o aşk.
Almanya’ya gitme tutkusunu koydu yerine o sevdanın. Kaçıp gitmek istedi bana göre, yıllar sonra düşününce… Ve gitti Almanya’ya. Kavuşur gibi sevdasına… Orada evlendi, üç oğlu oldu. İlk yıllar bizi görmeye geliyordu. Mutlu görünüyordu her zaman olduğu gibi. Onu hiç umutsuz, neşesiz ve kimsesiz görmedim zaten.
Sonraları haber alamamaya başladık. Eşinden ayrıldığını duyduk. Her şeyini kaybettiğini… Hatta aklını yitirdiğini söyleyenler bile oldu. Etrafındaki herkese umut dağıtan o neşeli, sevgi dolu, şen hali böylece hayalperest, maceracı hatta üçkâğıtçı diye anılmaya başlandı. Neden? Çünkü herkesin bir beklentisi vardı. Benim bile… Hala, çocukluğumun küçük elleriyle, pek zayıf, güçsüz tutunmaya çalıştığım güzel anılarımızın temiz kalması için yanımda olduğunu bilmeye ihtiyacım vardı. Sesini duymaya, beni unutmadığına inanmaya…
Dedem öldü, dayım gelmedi. Annem öldü, dayım gelmedi. Zaman su gibi aktı. Dayım kendini unutturmayı başardı. Sır oldu. Saklandı. Ya da kayboldu. Sanki yoktu.

 Bugün, zinciri kırıldığı için terkedilmiş bir salıncağın gıcırdayan sesini duyana kadar... Küçük bir çocuğun dokunuşuyla hayat bulma çabasında, yalnız bir salıncak onu bana getirene kadar…  Geçmişin şimdisinden; neşeli bir salıncak, dayım ve ben… Her şey olması gerektiği gibi…

Çocuğunuz süt sevmiyor mu? Sütü Sevdirecek harika bir tarifim var!

Dün bir arkadaşıma çaya davetliydim. Öğleden sonra olduğu için çocukları evdeydi. Ben de giderken onların sevebileceği lezzetli bir şeyl...