24 Aralık 2018 Pazartesi

SEN GİTTİĞİNDE

kelimelerimvar
Sen gittiğinde

Sen gittiğinde,
Giysilerini dağıttık
Konu komşuya.
Adettenmiş...
Bir çift ayakkabını,
Kapı önüne koyduk.

Sen gittiğinde,
Çocukluğumuza veda ettik.
Seninle yuva olan evimize...

En büyük acıdan,
Kök saldık toprağına.
Yanı başına...
Çam yeşerttik.
Selvi, zeytin ağacı...
Sevdiğin çiçeklerden,
Renk renk...

Sen gittiğinde anne,
Dağıldık.
Yine de yaşadık.
Ama ''biz'' kalamadık.


6 Aralık 2018 Perşembe

Sözler-18


Akrebinde boğulmuş zamandır yalnızlığım.

Dilsiz ve tinsiz...


sözler
Sözler-18

4 Aralık 2018 Salı

Sözler-17


An gelir, tanıdık bir yüz görürüm aynada.

Benden ziyade...

Çizgilerinde bildiğim bir el dolaşır.

Ürkek, yaralı...

Ve hala sıcak...

güzel sözler
Sözler-17

28 Kasım 2018 Çarşamba

Sözler-16


Mutlu bir çocukluktan gelenler, mutlak bir yolunu bulur mutlu olmanın.
En zorlu acılardan geçerken bile...

sözler
Sözler-16

2 Kasım 2018 Cuma

Sözler-15

Annemi düşününce...
Naif, utangaç bir kuş gelir aklıma.
Kanatları altında ben...
Uçmak istemem.
Doğduğum o sığınakta ölsem yeter.


şiir
Sözler-15

15 Ekim 2018 Pazartesi

Sözler-13



Adam vazgeçti.
Maviydi sessizliği.
Kadın sarıldı.
Ağız dolusu kızıl cümlelerini
Mavide dinlendirdi.
Ve dedi ki;
Aşkın rengi mavi.


aşk şiirleri
Aforizmalar-13

24 Eylül 2018 Pazartesi

Sözler-11


Büyüsüne kapıldığın bir vurulma halidir, aşk.
Yaralanırsın,
Hatta ölürsün bazen.
Zevkle...
Ki;
Aşkta ''Fi'' gizlidir.



fi
Aforizmalar-11

13 Eylül 2018 Perşembe

Okula Dönüş

okullar açılıyor
Okula Dönüş

Malum, okullar açılıyor haftaya. Hatta, ilkokul birinci sınıflar ve anaokulları için açıldı bile. Sizin de okul çağı çocuklarınız varsa bu sürecin heyecan ve telaşını yaşıyorsunuzdur.

Okula Dönüş Süreci Sizin İçin de Sancılı Mı?


Benimkiler, ilkokul 2. ve 4.sınıfa başlayacaklar. Koskoca bir yaz bitti ve onlar da alıştılar tabii tatile. Tatil havasından çıkıp; düzenli, disiplinli, programlı olmak vakti artık. Bu da çocuklar üzerinde psikolojik baskı oluşturuyor doğal olarak. Bu süreci en sağlıklı şekilde atlatmak için neler yapmalıyım diye araştırırken, yeni bir bilgiye ulaşamadığımı gördüm maalesef.  

Bilgisayar, tablet çağı çocuklarımız için sosyalleşmek de demek olan ‘’okullu olmak’’, beraberinde uyum problemlerini de getiriyor.  Onlar için sosyal ortam, bilgisayar oyunlarındaki arkadaşlıkları olunca ortaya bu sonucun çıkması kaçınılmaz elbette.

Çocuğunuzda okula başlamanın kaygıya dönüştüğünü gözlemliyorsanız benim gibi, bu süreci mümkün olduğunca yumuşak bir geçişle yönetmeniz faydalı olacaktır diye düşünüyorum. ‘’Okullar açıldı, artık daha az oyun oynamalısın. Ders çalışmalısın. Ödevlerini yaptın mı?’’ cümlelerini kurma sıklığınızı denetim altında tutabilirsiniz ilk birkaç hafta belki.

Bizde durumlar pek iç açıcı değil. Özellikle büyük oğlum için bu dönem karın ağrısız geçmiyor. Ama çocuklara hak vermemek mümkün değil. Yine ve yeniden başka bir okula başlayacaklar çünkü. Yine nakil aldıracağız. Bu;  4. sınıfa başlayacak olan oğlumun 4., 2.sınıfa başlayacak oğlumun 3. okulu olacak maalesef. Şartlar ve zorunluluklar deyip, detaya girmeyeceğim bu konuda. Ama zaten zor olan okula dönüş sürecini biz daha ağır yaşayacağız bu kesin.

Yeni çevre, yeni okul, yeni arkadaşlar, yeni öğretmen… Hem de kaçıncı defa… Eee, kaygılanmasınlar da ne yapsınlar çocuklar.

Bizde durumlar böyle. Sizde? 
Bütün velilere kolaylıklar diliyorum.

4 Eylül 2018 Salı

Sözler-10

Adamın elleri mavi,
Kadının saçları yosun.
Ve tuz kokusu...
Martı çığlığı...
Aklanır böylece aşk.


aşk
Aforizmalar-10

2 Ağustos 2018 Perşembe

ELMANIN DERDİ, ELMA OLMAKSA…

elma
Elmanın derdi, elma olmaksa...

Sonra… Hatırlıyorum. Şafağın kızılına küsen çocuğu… Boğazına kadar küfre batışını… Ve öfkesini… Göğsünü yırtan bir pençe gibi acısı. Hala sıcak ve kırmızı…

Sorun, elmanın elma olmasında mı yani? Kuşun ötmesinde, balığın suda yaşamasında mı ya da? Hangi aklın karı bunca saçmalık? Dön bir bak o halde kendine, azıcık düşün! Sorun,’’ sen olamaman’’da olabilir mi? Kimsin? Aynada gördüğün yüzden ibaret sayıyorsan seni, vay haline! Sana giden yolun daha en başındasın.

Yoksa neden kıskanırsın, elma olmaktan başka derdi olmayan elmayı? Kuşun ötmesine, balığın yüzmesine neden kızarsın ki?

Ey gönlü yaralı kuzucuk! Şafağa küsen çocuk… Uyu artık. Mavi atlastan geceyi ört usulca üstüne. Belki bu şafak… Bu şafak belki…  Yıldızlar senin saçlarına dökülür.              

30 Temmuz 2018 Pazartesi

ANNE, KUŞLAR GERİ DÖNER Mİ?

kumrular
Kumru yuvası

Yeni taşındığımız evin balkonunda bir kuş yuvası vardı. Çocuklar yuvayı görünce havalara uçtular. Bir ayağımız balkonda, gözlerimiz kumru yuvasının üzerinde oldu o günden sonra.
Anne kuş günlerce kuluçkada bekledi yavrularını. ‘’Kumrular gibi’’ deyiminin nereden geldiğini de anladım bu arada. Kuluçka süresi boyunca, baba yuvayı ziyaret etti ve anne ile nöbetleşerek yumurtalarını beklediler. Müthiş bir dayanışma örneği… Doğanın dengesine bir kez daha hayran oldum.
Büyük oğlum, her türlü hayvana karşı sevgiyle dolu bir çocuk. Tırtıllar, böcekler, sinekler de dahil bu gruba… Onun için bu süreç, hepimiz için olduğundan daha heyecanlıydı.
Yuva, balkonda kombinin üstündeydi. Yüksekte olduğu için her gün merdivene çıkıp yuvayı kontrol etti Deniz. Anne kumru, ya acıkırsa ya üşürse ya yumurtaları düşerse... Gibi,  bir sürü endişe ile bekledi oğlum.
Sonra bir gün, heyecanla bağırdı. ‘’Yavrular çıktı anne, hem de iki tane! Tüysüz, küçük iki kumru yavrusu, annelerinin kanatları altından ürkekçe kendilerini gösterdiler.
Bu defa da onların büyümesi, beslenmesi sürecine şahit olduk hep birlikte. Anne kumru bir süre gidiyor ve yavrularının sevinç çığlıkları arasında dönüp onları besliyordu.
Anne kumrunun dışarıda kalma süresi zamanla uzamaya başladı. Yavrular, saatlerce annelerinin yolunu gözlüyor, biz de aç kaldıklarını düşünerek endişeleniyor ve onları besleyip, beslememe arasında kararsız kalıyorduk. Müdahale edersek, anne kumru bir daha hiç gelmeyecek diye düşünüyorduk. Bütün endişelerimize rağmen, tabiat kanunlarına inandık ve onları sadece izledik. Anne kumru, her seferinde geldi ve yavrularını besledi.
Nasıl da hızlı gelişiyordu her şey. ‘’İnsan hayatının kısa bir versiyonu gibi’’ diye düşünmeden edemedim bütün bu olanları. Kendi ailemi düşündüm. Annemi, babamı, kardeşlerimi… Aramızdaki bağları… Anne, babamın koruyuculuğunu, kardeşlerimle koyun koyuna oluşumuzu… Sonra büyüdük, kuşlar gibi. Ve bir gün bizim için de yuvadan uçma vakti geldi. Her birimiz başka başka dünyalar kurduk. Başka aileler... Başka amaçlar için bilendik. Başka kaygılara, başka acılara gönüllü olduk. Kuşlar gibi özgür olamadık ama. Onlarla aramızdaki en büyük fark buydu bence.
Bağlarımızdan kurtulmak değildi özgürlük elbette. Çocukluğumuzu, anılarımızı terk etmek değildi. Özgürlük, uçabildiğimizin farkında olabilmekti belki de. Kanatlarımız olduğunu unutmamaktı. O kanatları,mavilerle buluşturma umudunu taşımaktı her ne pahasına olursa olsun.
Bir gün anne ve baba kumru geldiler balkona. Biri, pencere kenarında nöbet tutar gibi bekledi. Diğeri yavruların yanına uçtu ve kanatlarını çırpmaya başladı. ‘’Artık vakti, uçun hadi’’ der gibiydi.
Ve yavrular kanatlarının farkına vardılar. Korkuyla, ürkekçe özgürlüğü keşfettiler.
Deniz üzgündü.  Cevabı ‘’asla’’ olan o soruyu sorarken uzun uzun boş yuvaya baktı. ‘’Anne, kuşlar geri döner mi?’’

10 Temmuz 2018 Salı

KELİMELERİN GÜCÜ

kelimeler
Kelimelerin Gücü

''Hiçbir şey göründüğü gibi değil.’’ dedi adam. Önüne eğdi başını. Suçsuzluğu belliydi. Duruşundan sesine, her halinden...


Açıklama bekledi kadın. Söyleneceklere inanmamayı seçmişti baştan. Yine de bekledi. Belki ruhuna dokunacak bir kelime duyabilirdi. Tek bir kelime ikna edebilirdi belki.


Adam biliyordu. İçinden geçenlerin masumluğunda susmayı seçerken; yanlış kelimelerin, sonu olacağını… Bulamadı doğru cümleyi. Sustu. Doğru cümle neydi? Mayın tarlasında gibiydi.

‘’Bazı insanlar şanslı doğar ve dünya adil bir yer değil.’’ diye geçirdi içinden adam. Bu bilgi onun için oldukça eskiydi.


Kadın da aslında farkındaydı: ‘’Bazılarımız doğuştan biliriz konuşmayı, ikna etmeyi, göze hoş görünmeyi. Bazılarımız hep yanlış
cümleyle gireriz söze. Baştan kaybederiz.’’ in…

Adam kaybedenlerdendi. Ruhuyla senkronize edemediği kelimelerdi bunun tek nedeni.


Adamın söyleyemediği, kadının duymak istediği bir
cümle, aralarında koca bir duvar gibi yükseldi.


11 Mayıs 2018 Cuma

DUVARLAR

duvarlar
DUVARLAR

Bir şiir mi yazmalı şu duvara şimdi?
Şiddetten kararmış, öfkelere yaslanmış…
Kırık dökük ömürler gibi hani…
Masum başladığı yolculuğun son durağında,
Her tuğlasına kadar kirli…

Şiir yazınca kurtulur mu ki,
Duvarlardaki hayatlar?
Hayatlardaki duvarlar yıkılır mı ya da?
Yoksulluktan örülmüş tırnak tırnak…

Duvarlar,
İki yaka arası keder bekçisi gibi.
Omuz vermez,
Geçit vermez,
Mutlu yüzünü göstermez fakire.

Sevgide ketum,
Kavgada cevval…
Yıkıldı yıkılacak kadar bezgin,
Direnecek kadar güçlü yine de.

Duvarlar,
Ah duvarlar!
Gözyaşlarından nemli,
Unutulmuş kitaplar gibi…

30 Nisan 2018 Pazartesi

YAŞAMAK NE GÜZELMİŞ

yaşamak güzel
YAŞAMAK NE GÜZELMİŞ



Merhaba bahar! Dallarda erik çiçekleri… Kızıl dudaklı gelin… Merhaba!

Bugünü çaldım yarından haberin olsun. Her şeyin farkındayım laf aramızda. Hiç boşuna kaçırma bakışlarını. Yüreğim yemyeşil bir vadi şimdi.

Uğur böceği gibiyim bir de…  Uç uç, müjdeler getir kıvamında…  Biraz aylak, biraz uçarı, ilk kez aklı bir karış havada…  Ve mutluyum; yüklemine kavuşan özne tadında. Çok görme!

İçime dolan nefes tazecik, uzun bir aradan sonra. Ciğerlerim bayram havasında.  

Sevdim anlayacağın; mutlu olmayı, hayata bir heves sarılmayı…  ‘’Yaşamak ne güzelmiş!’’ diyebilmeyi…

3 Nisan 2018 Salı

SERENAD

serenad
SERENAD

Sen, ne kadar bensin? Benim, sen olduğum kadar değil... Eminim bundan.

Özgürlüğün öneminden dem vuracaksın şimdi. İnsanın kendisi olabilmesinden... Ama iki insan paylaşacaksa bir hayatı, nasıl kendi kalabilir ki onlardan biri?

İlişkilerin bir karakteri var, kabul et. Renklerin uyumunda birleşmek gibi yani… Irkların, dillerin farklılığından çeşitlenmek gibi…  Biraz senden, biraz benden…

Şöyle düşün:
İlk sürgününü veren bir canın umudu, neşesi düşer ya toprağa. Allanıp pullanır toprak hani. Yağmur serenada hazırlanır. Notalar yağar gökyüzünden sonra. Uslanmaz bir yaşama sevincisindir tepeden tırnağa.

Bak! O zaman; ne güzel bir resim çizeriz hayata.

26 Mart 2018 Pazartesi

İNSAN OLMANIN MAZERETLERİ


insan olmak
insan olmanın mazeretleri
Özlem duyarız hepimiz zaman zaman bir şeylere. 
O bir şeyler… 
Bazen tutkuyla, bazen korkuyla hayalini kurduğumuz kendi fotoğrafımızdır mesela, aklımızın salıncağında asılı. Sallar durur bir el. İnmek istemeyiz ya da inmek isteriz, durduramayız. Kendimizden memnun olmama hali yani…

Bazen uzaklardır hayalini kurduğumuz. Yeşil bir ülke… Dost bir şehir… Türkülerdeki köy…

Diğer seçeneğin, merak ettiğimiz sonucudur uykularımızı kaçıran belki… Nasıl olurdu? sorusunun delici baskısı… Hep merak etmeye mahkum zihnimizin dalga geçen neşesi… Hiç bilemeyecek olmanın çaresizliği…

Hep bir şeyler vardır… Mutlaka vardır. Memnuniyet insanın sırtında eğreti durur. Çıkarmaya ramak var durumu, bilirsiniz. Kışın denizi, yazın karı özlemek gibi… 

Aklımızdaki salıncak, o yeşil ülke ya da diğer seçenek… Aslında hepsi, insan olmanın mazeretleri…


1 Mart 2018 Perşembe

GÖZLERİ BAL RENGİ


gözler
Gözleri bal rengi
Gözleri bal rengi. Uzak iklimlerin kokusu dolaşır saçlarında. Rengarenktir gülüşü.

Ağaç dallarında sabahlayan bir kuş cıvıltısıydım, ona rastladığımda. Yolunu kaybetmiş bir masala sığınmıştım. Ekmek kırıntılarını yiyen bendim. İzleri silen… Günahkar değildim ama.

‘’Kimse seni benim kadar bilemez ’’dedi, ilk karşılaşmamızda. Mutlak bir doğrunun ispatına ne hacet! Söze, sese ne hacet! Tek cümle üzerine kurulabilirdi bir hayat.

Gözleri bal rengiydi o zaman da. Düşmekten korkmadım. Ölmekten ya da… Bir ''an''dı yaşamak nasıl olsa.

4 Şubat 2018 Pazar

KALBİMDEN KALKAN CENAZELER

cenaze
Kalbimden kalkan cenazeler

İnsan olmanın ağırlığı en çok böyle zamanlarda çöker. Kalbinden kalkan cenazeler gibidir acı… Hani bir türlü arkası kesilmeyeninden. Sonu olmayanından…
Sen sevdiğini kaybettin mi? Kaybetmediysen anlayamazsın beni.
Ruhuna düşen ateş yakamaz artık seni. Ateş ne ki…
Vurulmuş yavru bir kuş gibi sıcak ama cansızdır bedenin. Kanadın kana bulanmıştır artık. Bir daha asla uçamayacak olmanın idrakinden değil, gideni uğurlamaktaki acemiliğindendir acın.
‘’Ben sana demiştim.’’ der, bütün yaşanmış hikayeler. ‘’Ebedi yolcuğun yolcusuyuz hepimiz.’’
Sığınacak bir sen bile bulamazsın. Boşluk… Sınırsızlık… Gölgesizlik… Korkutur!
En çok sevdiğimdi giden. Yıllar geçti üstünden.
Hala uğurlayamadım ama ben.


23 Ocak 2018 Salı

SUSTUKLARIM

sustuklarım
SUSTUKLARIM
Kelimeler boğazımda düğümleniyor bazen. Konuşamıyorum. O zaman, beni sustuklarımdan anlayabilsen keşke diyorum.
Omuzuna yaslasam başımı. Saçlarımı okşasan yeter. Suskunluğumun istediği budur belki.
‘’Üzülme!’’ desen, ‘’Seni anlıyorum.’’ ya da…
‘’Sen haklıydın, özür dilerim.’’ mesela…
‘’Kırıldığını biliyorum ama yanındayım.’’
‘’Geçecek, birlikte atlatacağız.’’
‘’Sen varsan, umudum var.’’

Her savaşta vurulan benim. Düşen ben… Yaralarımı sarmak için, suskunluğum… Anlasan…
Ruhum arınsın hırstan, kibirden diye suskunum bezen.
Benim savaşım kendimle. Kelimelerimi azat etmedikçe kazanamam. Suskunum zaman zaman bu yüzden.
Bir varım, bir yokum. Yalnızlığım boyutsuz.

Ama sır tutmayı iyi bilirim. Anlatsan…

17 Ocak 2018 Çarşamba

YANGIN ORMANLARI

yangın
Yangın Ormanları

Ruhumdan Yansıyanlar:

Yüreğimin düştüğü yerden yeşerdim yeniden. Ve kök salmamla, sökülüp atılmam arasında geçen zamanda ben olabildim sadece.

Uzak iklimlere özlem duymadım hiç. Toprağım nemli, günüm aydınlıktı nasıl olsa.

Kuşlara şarkı söylemeyi öğrettim. Ve sadece kendi kanatlarına güvenmelerini…

Yol oldum küçük bir dereciğe. Yolcu oldum, konakladım;  koynunda hayatlar unutulmuş yalnız bir viranede.

Dalları kırılmış ağaçlar gördüm sonra. Çıplak, kuru, yurtsuzdular. En kötüsü, umutsuzdular…

Ve kök saldıkları yerden sökülüp atılmaktansa, yangın ormanlarında cayır cayır yanmaya gönüllüydüler.

Aklıma Dökülenler:

Her ruh, fırtınalar barındırır saklı gizli bir köşede. Günü, saati geldiğinde kopmaya hazır...

Benim anım bir öfke anıdır. Senin ki belki bir kayıp anı. Onun ki kırgınlık… 

Fırtınalarını haince pusuda beklemekle yargılayabilirsin sen. Ben sabırla beklemesini takdir edebilirim. 

Her ruh kendi seçer ve farklı sahiplenir besleyip büyüttüğü fırtınalarını

16 Ocak 2018 Salı

Kar Tanesi Mucizesi

Kar tanesi mucizesi

Malum, mevsim kış. Ocak ayı olmasına rağmen İstanbul’a kışın ilk karı düşmedi hala. Deniz ve Ege, dört gözle kar yağmasını bekliyorlar. Çocuklarım... Beklerken de bir yığın soru soruyorlar tabi. 

Kar ne zaman yağacak? Neden şimdi yağmıyor? Kar nasıl oluyor? Kardan adam nasıl yapılır? Gözleri neden kömürden, burnu neden havuçtan… Onların bitip tükenmez soruları ve doymayan merak duyguları beni de araştırma yapmaya itiyor çoğunlukla. Ah bu çocuklar! Anne-babayı; öğretmen, psikolog, filozof, bilim insanı olmaya zorluyor. Kimyager olunca tabi, bilim insanlığı kısmını seve seve üstleniyorum. Biraz da öğretmenliğin gerektirdiği sabır olsa… Felsefe ve psikolojiyi baba üstlendi bizde J Öğretmen açığımız var fena halde…

Neyse… Konumuza dönersek…Kar diyordum… Kardan, kar tanelerine kadar gidince; öğrendiklerimi çocuklarımla birlikte sizinle de paylaşayım dedim.

Kar ve kar tanesi

Çoğunuz biliyorsunuzdur. Kar taneleri birbirlerinden farklı şekillere sahip. Biri diğerine benzemiyor. Bu müthiş buz kristalleri yere düşene kadar havadaki her değişken parametreye göre simetrik bir şekilde dallanıp, kompleksleşiyor. Sıcaklık, nem oranı ve diğer bütün hava koşulları bu incecik buz kristallerinin şekillerini ve karmaşık ya da basit olmalarını etkiliyor. Ve tabi birbirlerinden farklı olmalarını sağlıyor. Ama dikkat! Kar taneleri her durumda altıgen ve simetrik… Bu mucizevi!

''Bu görüntüler nasıl oluşuyor'' diye derinlemesine araştırma yaptığımda gördüm ki; suyun molekül yapısı ve su mekülleri arasındaki bağlar bu mucizevi dizilişte etkili rol üstleniyor. Fazla detaya girmeyeceğim. Kimya dersi gibi olmasın :) 


Konuyla ilgili çok fazla bilimsel araştırma yapılmış. Hatta bir bilim insanı, laboratuvar ortamında yapay buz kristali yani kar tanesi elde etmeyi başarmış.

Başka bir bilim insanı, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde fizik profesörü olan Kenneth G. Libbrecht, kendini tamamen bu mucizeyi gözlemlemeye ve paylaşmaya adamış.  

http://www.snowcrystals.com  sitesini ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Görüntüler muhteşem. Bilim ve sanatın dansını kaçırmayın derim. 

Bu arada, çocukların merakı deyip geçmemek ge
rekiyormuş bir kez daha anladım. İnsana ne kapılar açıyor görüyorsunuz :) 







13 Ocak 2018 Cumartesi

BROKOLİ ÇORBASI TARİFİ

Brokoli çorbası tarifi
Blogumda ilk kez yemek tarifi paylaşmanın heyecanını yaşıyorum.
Neden böyle bir işe kalkıştın diye sormayın J  
Yemek yapmayı seviyorum, desem… Yeterli olur mu?
Hadi buyurun bakalım mutfağa…
Brokoliyi sever misiniz bilmem ama besin değeri yüksek bu güzelliğe mutfağımızda yer vermemiz sağlığımız açısından önemli. Kansere karşı koruyucu olması en cezbedici yanı bana göre.
Peki bir brokoli çorbasına ne dersiniz o halde. Ben bu tarifi ilk denediğimde böyle lezzetli bir sonuç beklemiyordum açıkçası. Ev halkı bile bayıldı. Ki, brokoli deyince burun kıvırmışlardı.
Artık tarifi vereyim bari. Umarım denemeniz için ikna edici olmuştur bu giriş.

Malzemeler : 
Brokoli tabi ki… Küçük bir adet yeter. Yaklaşık 300-400 gr…
½ litre kadar süt. Sütte de miktar esnek.                                   
2 yemek kaşığı tereyağı
1 yemek kaşığı un

Yapılışı :
Brokoliyi çiçeklerinden parçalara ayırarak,ayıklayıp yıkıyoruz.
Tuzlu suda 10-15 dakika haşlıyoruz.
Tenceremizde tereyağını eritip, unu kavuruyoruz.
Soğuk sütü azar azar eklerken aynı zamanda karıştırıyoruz. Pütürleşmemeli. Bu aşamada mikser ya da blander kullanılabilir.
Haşladığımız brokoliyi de tenceremize alıyoruz.
Blanderdan geçirerek bir taşım kaynatıyoruz.
Tuzunu ilave etmeyi unutmuyoruz tabi.
Kıvamını, arzunuza göre süt ya da su ekleyerek ayarlayabilirsiniz.

 Hadi afiyet olsun J

5 Ocak 2018 Cuma

HABABAM SINIFI VEDA EDİYOR

Hababam sınıfı
HABABAM SINIFI VEDA EDİYOR
Hey gidi Münir Özkul… Hey gidi güzel insan… Sen de terk ettin sonunda şu fani dünyayı.
Hababam sınıfı'nın sıraları çoktan boşalmıştı da; ‘’Mahmut Hoca var’’ diyerek yine de ayakta duruyordu Özel Çamlıca Lisesi…  
Eski zamanların eskimeyen sevgilerine sığınabiliyorduk sizi izlerken. Hababam Sınıfı sınıfta kalırken, dokuz doğururken, tatile giderken hep sizinleydik… Biz sizi sevdik. Çok sevdik Mahmut Hoca.
Hafize Ana, İnek Şaban, Güdük Necmi, Damat Ferit seni beklerler. Çocukluğumuzun güzel insanlarına bizden selam söyle.  Hafize Ana’nın kahkahasına, İnek Şaban’ın temiz yüreğine, Güdük Necmi’nin cinliğine ve Damat Ferit’in yeşil gözlerine selam olsun.

Sizin tatlı kapışmanızda araya girmek istemedik ama… Turşu limonla da olurdu sirkeyle de… Fark etmezdi be üstat… Sizin elinizden olsun yeterdi.…

4 Ocak 2018 Perşembe

SADECE BEN YAPABİLİRİM

kimlik
Sadece Ben Yapabilirim
Nefes alabildiğim bir yer var. Ne zaman sıkılsam aklıma düşüyor…  Kendimi içinde hayal edebildiğimde mutlu olduğum bir yer…

İnsan kendini gerçekleştirdiği oranda mutlu değil midir? Olmadığımız, olamadığımız ve olmaya zorladığımız kimlik içinde sıkışıp kalmak… Hayatımıza, kendimize gereken değeri vermemek değil midir? Saygısızlık değil midir varlığımıza? Şimdi, şu anda; olmam gerektiğini düşündüğüm yerde ve kimlikte, mutlu bir ben istemek hakkından kim yoksun bırakabilir beni. Kimse! Sadece ben yapabilirim bunu kendime.

İlk adım ne olmalı? Biliyorum aslında.

Bağlarımdan kopabilmek, sıkı sıkı sarıldığım alışkanlıklarıma veda edebilecek cesareti göstermek ve özgür kalabilmek bütün kaygılardan, hesaplardan…

Hayatımı; mutsuz olduğum zamanların kıskacında tüketmek istemiyorum. Anlarım var sadece… O anları, güzel anılara dönüştürmek olmalı bütün çabam.

Nefes alabildiğim bir yer var, evet… Ne zaman kendimi orada düşünsem, alabildiğine yeşil bir ormanda yürüyorum. Küçük bir dere şırıltısında huzurdan ölüyorum. Rengin içinde renk, börtü böcek, gök, orman, soluduğum hava… İliklerime kadar hissediyorum.  Bu benim! ...

Sevdiği işi yapan, sevdiği ortamda, sevdikleriyle birlikte olabilen şanslı azınlığı saymazsak; büyük çoğunluğumuz yaşadığımız anlardan, bulunmak zorunda olduğumuz toplumsal alanlardan, maruz kaldığımız psikolojik baskılardan, ilişkilerden, kişilerden, kişisizliklerden muzdaribiz.

Her devrim, sancılı bir sorgulamanın sonucudur. Kendin olabilme devriminde, bayrak tutan el sen olmadıkça, arkandan kimse gelmez.  Arkandan gelene de asla güvenme. Küçük bir gaflet anı yeter onları karşında bulmaya.

Dünya bizim isteğimiz dışında döner. Hazır olmasak da gece gelir. Mevsim bahardan kışa dönüverir. Sevdiklerimiz ölür. Kendi bildiğini okur yani dışarıdaki hayat.

Ya sen, ya ben? İçimizdeki dünya?

Sadece biz istersek değişir.

2 Ocak 2018 Salı

BENİM NEHİRLERİM

nehir
BENİM NEHİRLERİM
İçimden nehirler geçer;
Derinliğini kestiremediğim,
Nereye aktığını bilemediğim,
Rengine mavi diyemediğim...
Benim nehirlerim serseri,
Benim nehirlerim asidir.
Gün olur taşar.
Umrunda mı kimi alıp koparır
Sevdiklerinden...
Umrunda mı kimin gözyaşlarıdır
Bağrına akan...
Gün olur sessiz...
Kimsesizliğine yanar.
Hani ''bana doğru ak'' dese biri;
Karışıverecek başka sulara,
Alıp gidecek başını,
Bana sormadan.

Çocuğunuz süt sevmiyor mu? Sütü Sevdirecek harika bir tarifim var!

Dün bir arkadaşıma çaya davetliydim. Öğleden sonra olduğu için çocukları evdeydi. Ben de giderken onların sevebileceği lezzetli bir şeyl...