anneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2019 Pazartesi

ZOR OLAN...

Sene 2014
Ve eylül 
Elleri kanlı bir şair,
Harfler düşürüyor 
Zamanın çizgisine 

“Kendinden vazgeçmek kolay da...
Vazgeçeni döndürmek...?

Yolu uzun...
Ki; bitse ölecek,
Ölmese bitmeyecek bu yol


kelimelerimVAR
Zor Olan...

24 Aralık 2018 Pazartesi

SEN GİTTİĞİNDE

kelimelerimvar
Sen gittiğinde

Sen gittiğinde,
Giysilerini dağıttık
Konu komşuya.
Adettenmiş...
Bir çift ayakkabını,
Kapı önüne koyduk.

Sen gittiğinde,
Çocukluğumuza veda ettik.
Seninle yuva olan evimize...

En büyük acıdan,
Kök saldık toprağına.
Yanı başına...
Çam yeşerttik.
Selvi, zeytin ağacı...
Sevdiğin çiçeklerden,
Renk renk...

Sen gittiğinde anne,
Dağıldık.
Yine de yaşadık.
Ama ''biz'' kalamadık.


2 Kasım 2018 Cuma

Sözler-15

Annemi düşününce...
Naif, utangaç bir kuş gelir aklıma.
Kanatları altında ben...
Uçmak istemem.
Doğduğum o sığınakta ölsem yeter.


şiir
Sözler-15

25 Ağustos 2017 Cuma

ANNE OLMAK MUCİZESİ



kelimelerim var, annelik,kişisel blog, güzel yazılar
Anne olmak mucizesi
Anne olmakAnne olabilmek… Mucizevi…
Biyolojik sürecin daha en başında anlıyorsunuz, ''hiçbir şey tesadüf değildir''i… Hayat anlam katarken hikayenize, siz değer kazanıyorsunuz. Artık sizde can bulan bir varlığın odak noktasısınız, en değerlisi, en azından ilk birkaç yıl…
Hamilelik hiç de kolay bir süreç değil. En azından benim için öyle olmadı. Aile büyükleriniz, akrabanız yoksa yanınızda daha bir zorlanıyorsunuz. Küçük bir terslikte en kötüsünü düşünüyorsunuz mesela. Her an kendinizi, daha doğrusu içinizdeki canı dinliyorsunuz. Her şeyin yolunda olduğuna inandığınız anlarda, sağlıklı doğacak mı endişesi rahat bırakmıyor. İkili, üçlü, dörtlü testler… Bir ayağınız hastanede oluyor. Her ultrasonda, kalbiniz bebeğinizinkiyle aynı ritme giriyor.
Hayat bana mucizesini gösterdi. İki sağlıklı çocuk verdi.
Ben anne olduğumda anladım. ‘’Neyi?’’diye sormayın.  Büyüdüm, olgunlaştım, değiştim ve değiştirdim dünyanın kaderini. Anne olduğumda, bir başka sevdim annemi.
Annelik; mesleğimin ve çoğu zaman da eşliğimin önüne geçti. İşimi bıraktım. Eşimden anlayış bekledim, çok değiştiğimi söylediği zamanlarda. Hormonların etkisiyle çok ağladım. Yaşları birbirine yakın iki çocukla ilgilenmenin zorluğunu yaşadım. Ama… Hep şükrettim.
Annelik her kadına yakışmaz bence. Her kadının içinde annelik potansiyeli yoktur. Öyle olsa, terkedilen, dövülen, işkence gören çocuklar olmazdı. Daha bugün izlediğim bir programda; çocuklarını, her birine isim verdiği sopalarla döven bir kadın gördüm. Çocukları defalarca evden kaçmış. Bu kadın da anneAnne mi ya da?
Önümüzdeki hafta Kurban Bayramı… 1 Eylül, bayramın 1. günü ve annemi kaybedişimin 3. yıl dönümü… Ona yazdığım her mektup artık cevapsız. Annesizliğimi, anneliğimde doyurmaya çalışıyorum.
Gün akşam oluyor. Kızıl bir gölge kaldı güneşten bir de annemin yüzü.


2 Eylül 2016 Cuma

ANNEME MEKTUPLAR-6 / EYLÜL


Annem, sen gideli 2 yıl oldu. Bugün gidişinin yıldönümü.1 Eylül…
Bir Eylül gecesi, ‘’yüreğime ateş düştü’’ ne demek öğrendim. İnsan alevsiz nasıl yanarmış. Acıdan acıya dağlar kadar fark varmış. Ve her acının tarifi yokmuş.
Annem, sen gideli koca 2 yıl geçti. Kokun desem, sesin desem, gülüşün desem, sarılışın, sıcaklığın desem… Hangi birinin yokluğunu tarif edebilirim ki. Vazgeçtim sözcüklerden!
Ve vazgeçtim Eylülleri sevmekten… Ki, Eylül mırıldanan bir ağıttır artık yüreğimin kayıp kentinde. Hatırlarsın, nasıl severdim Eylülleri ve güzü, çocukken bile… Çocuklar güzü neden sever ki? Ya da tek çocuk muydum hüznü seven? Peki, güz hüzün mü demektir her zaman?
Ben büyüdüm anne. Çocuk benden geriye bir tek hüznüm kaldı. Ben büyüdüm ve bende güz neden hüzünmüş öğrendim. 1 Eylül gecesi, bir Eylül gecesi, bir güz gecesi, bir hüzün gecesi gittiğinde öğrendim…
Eylül! Sarı yakarışım… Şafağa çıkamayışım… Asil, onurlu, bilge karanlığım…
Eylül! Hüzün nedir ki, bende karşılığın ölüm…
Annem, bayramda yanındayım. Seni ziyaret etmeyeli çok zaman geçti. Mektup yazmayalı da…  Affet! Malum, İstanbul işte… Her suça,her özre,her utanca bahane zavallı şehir!
Geçen bayram gitmedik diye babam çok sitem etti. Biliyor ki sen olsaydın her bayram Adana’da toplanırdık. İstanbul, Marmaris, Antep…  Bütün kardeşler bir araya gelirdik.
Bu bayram oradayım, hem de Eylül ‘de… . Adana bana ağır gelse de artık, yüreğimi sığdıramasam da o kente; senin toprağına dokunmak için, koklamak için, dua etmek için geleceğim.
Bekle beni annem! 2 Eylül sabahı hafızamdan silinmeyen o anda olduğu gibi.

Ve affet! Seni son kez görebilmek uğruna çok beklettiğim için.

2 Haziran 2015 Salı

ANNEME MEKTUPLAR-5


Anneme mektuplar-5
Anneme mektuplar-5
Sardunyalar aldım bugün; beyaz, pembe ve fesleğen… Gitme. Çiçekleri seversin, onlar senin için. Aklımda soru işaretleri tepe taklak, bir o yana bir bu yana sanki geriye işleyen zaman, tik tak tak. Neden? Gitme. Zehir-zıkkım, zifir bir geceydi, sen gittin ve aklımı sende yittim. Bulamayacağımı bile bile, seni arayacağım nihayetsiz bir şiirdir artık hayat. Yazar yazar, kırarım kalemi. Suskunluğuma aldanma, ömrümün bahar dallarında yangındır gidişin; alev alev acıtan, ürküten, sakınılası, yol-yordam bilmez. Ellerinde vahalar yeşerttin, sarıp sarmaladın, kokuna güvendi yüreğim ve sen gittin. Acımı küçümseyen, dinlemeyen, anlamayan her insanda kendimi büyüttüm, yettim bana. Kimse olmasın korkularımın kıyısında, kimse olmasın gidişinin acısıyla aramda. Başucumda kızıl tan; seni ansızın alan, öfkemin doruğunda, yürek sızımın tahtında kurulu mağrur gecenin kanlı kahkahası… Yenildik mi hayata? Rahata mı erdik? Son muydu gidişin? Başlangıç mıydı a gözüm, ruhum, canımın yongası, ciğer parem, özüm? Benden öte bana çağırıyor bir ses. Kulaklarımı tıkıyorum, korkuyorum. Gör diyor her yaşadığım. Gözlerimi sımsıkı kapıyorum. Korkuyorum anne.


ANNEME MEKTUPLAR-4 /ANNELER GÜNÜ

Anneme mektuplar-4
Anneme mektuplar-4
Annem; Günün kutlu olsun. Seni hala çok özlüyorum. Artık, yaşadıklarımızın bir kabus olmadığını biliyorum. Hepsi gerçek. Sen gittin. Bir daha gelmeyeceksin. Kabullenmekten başka çarem yok. Sensiz ilk anneler gününde ; ardından yaşananları anlatmak istiyorum sana. Anneannem öğrendi hastalığını, bize çok kızdı, gizlediğimiz için. Senden de gizledik, biliyorsun artık. Üzülmenizi istemedik anneciğim. Arkandan çok ağladı anneannem. Göz yaşı dinmek bilmedi. Evlat acısıyla yandı da yandı. Arkandan ağıtlar yaktı. ’ Kibar kızım’’, ’’kibarım’’ diye ağladı günlerce. Seni o yıkamış. Bir anne için ne büyük acı. Doğurduğu bebeğini , gömülmek üzere yıkamak…Saçında benim pembe tokam varmış. Hani, ana evimde geçen yıl unuttuğum . .. Avuçlarında sımsıkı tutuyor, yanından ayırmıyor onu, kokun sinmiş diye. Kokun sinen diğer kıyafetlerini biz aldık anne. Kızların … Teyzelerim kahroldu. İnanamadılar gidişine. Oysa biz onlara hastalığından bahsetmiştik. Ama hep iyileşeceğine inandılar. Kendilerini kandırdılar anlayacağın. Sen onların ablalarıydın. Ablasız kaldı büyük teyzem. Yıllardır altlı üstü oturmanızdan dolayı çok anı biriktirmiş . O anılar bir bir ağıt oldu. Babam da ağladı arkandan biliyor musun? Hiç ağlarken görmediğim babam, sen gittiğinde çok ağladı. Pişmanlıkları, yaptıkları, yapamadıkları göz yaşlarıyla toprağına aktı. Ona söylemek istediklerimiz boğazımızda düğümlenip kaldı anne. Kızgınlığımız, kırgınlığımız, gözlerine baktıkça merhamete karıştı. Bir buçuk aydır hastanede babam. Büyük bir trafik kazası geçirdi. ‘’Kırılmadık kemik kalmamış neredeyse’’ dedi doktor. Yoğun bakımda çok kaldı. İki ameliyat geçirdi arka arkaya. Ama sen merak etme, tam da istediğin gibi onun yanındayız hepimiz. Görevimizi yapıyoruz. Ne kadar üzmüş olsa da seni , hep derdin ya, ’’O, sizin babanız’’. O bizim babamız anneciğim, evet. Onun için de çok üzülüyoruz. İyileşmesi için dua ediyoruz. Bize gelince; Küçük oğlun ,ince sızın, son anlarını tek göremeyen göz bebeğin ;çok üzüldü, çok ağladı annem. Derin bir yara kaldı onda, senden geriye, bunu görüyorum. Adana’da olduğu sürece mezarını sık sık ziyaret etti, ağaç fideleri dikti, çiçekler ekti. Çok isterdin ya, namaza başladı. Senin son isteğini yerine getirircesine, görev bilerek. Görseydin nasıl mutlu olurdun. Büyük oğlun çok göstermedi duygularını yine. Naaşının başında bağırdım ona, çıldırasıya. Çok üzgünüm. Böyle olsun istemezdim. Ama , yasını tutmama engel olmaya kimsenin hakkı yoktu. Buna tahammül edemedim annem. Kızların için ne ifade ettiğini biliyorsun. Nurumuz, ışığımızdın. El bebek gül bebek sarıp sarmaladığımızdın. Dayanağımız, sığınağımız, dert ortağımız, sırdaşımız, can dostumuzdun. Her birimizin diğer yarısı olacak kadar çoktun. Sıkıntılarımızın, üzüntülerimizin, bunalımlarımızın ilacıydın. Sana söyleyecek çok şey var bize dair. Ama benim hala bu kısmı yazmaya gücüm yok. Şimdi, şu anda , kokuna ve sesine ihtiyacım var anne. Sana sarılmaya ihtiyacım var.




ANNEME MEKTUPLAR-3


Anneme mektuplar-3
Anneme mektuplar-3
Aksın maviye kırmızı, kanasın sular. Yerden yere vurduğun yüreğim paramparça dağılsın. Ruhumu yaktığın ateşlerden tüten dumandır nefesim, dokunma boğulsun bütün hücreleri beynimin. Beni bıraktığın ıssızlığın kör olası karanlığında el yordamıyla bulmaya çalıştığım yol mudur doğru olan? Bundan sonra hiçbir yol doğru değil hiçbir yol yanlış. Ne doğrum var ne eğrim. Orta yerinde kalakaldım cehennemin. Kapatmasaydın gözlerini sımsıkı, bırakmasaydın beni ışıksız sana yürüyebilirdim. Susmasaydın, ah ne olur bir ses verseydin; ruhum, kalbim, beynim, gözyaşım, sevincim annem , kurtulurdum. Geldiğim sen, gittiğim sen… Büyüttüğüm korku, el bebek gül bebek.



ANNEME MEKTUPLAR-2


Anneme mektuplar-2
Anneme mektuplar-2

Siyah bir martı kanadından düştüm çamur denizine; çırpındıkça battım ruhumun karanlığına. Tanımazdım kalbimin kuytu köşelerinde gizlenen öksüz, aç, çıplak ağlaşan çocukları; annem sen gitmeden önce. Adana’nın bütün bahçelerindeki bütün portakal çiçekleri döküldü mevsimsiz. Çocukluğum, ayaklarının altında eze eze o güzelim çiçekleri kaybolup gitti. Adana portakal çiçeği kokmuyor artık anne. Ben büyüdüm sen gideli. O zaman anladım ki içimdeki çocuk da öldü. ‘’Yağ satarım, bal satarım; ustam öldü, ben satarım’’ cümlesinin peşi sıra koşturan çocuk, ölüm kelimesine takılıp düştü anne. Otobüsteyim. Bilmem kaçıncı İstanbul – Adana yolculuğumun en kömür karası acısı çöktü üstüme,’’annenizin kalbi durdu’’ diyen o , kalan ömrüme silinmez yankı bırakan sesle. Gidebilmek, devam edebilmek yolculuğa, bundan sonra hayatta kalmak kadar zor. Anne beni bekle dedim. Geliyorum bak. Uçak bulamadım anne, otobüsle geliyorum. Biliyorum, yol uzun ama bekle beni olur mu? Seni öpüp koklamadan göndermem. Son bir kez görmeden göndermem. Hayır, yok öyle, gidemezsin. Lütfen anneciğim bekle. İçimden bir masal geçti. Bildiğim bütün kahramanları taktı peşine ve bilmediğim bütün öksüz çocuklarını dünyamın. Bir varmış bir yokmuş… Her şey masal olmuş.



ANNEME MEKTUPLAR-1

Anneme mektuplar-1
Anneme mektuplar-1

Koca yürekli, ürkek bakışlı, mucizelerimin başkahramanı annem… Zaman eksiltmiyor acımı.
Yine bir tatil geleceğim yanına sanki. Sarılacaksın bana. Hoş geldin kızım diyeceksin. Bayram yerine dönecek ana evimiz. Bütün kardeşler bir araya geleceğiz, çocuklar bağırışacak etrafımızda, onların peşi sıra koşturacağız. Her kızmamızda çocuklara, önümüze atılacaksın. ‘’Kızmayın çocuklara’’ diyeceksin. Etrafı sakinleştirmek için çırpınacaksın.
Sanki şimdi ‘’ne yemek yapalım’’ diye soracaksın. Bu soruyu sorduğunda nasıl kızardım çocukken. Daha öğle yemeğini yerken akşamı düşünüyorsun derdim. Ama büyüyüp anne olduğumda sana hiçbir şey için kızmadım. Anladım seni anne!
 Seni tutmak istedim içimde sımsıkı, son nefesimmişsin gibi. Gözlerine baktım hep uzun uzun, derin derin. Bütün soruların cevapları gözlerindeydi çünkü, bütün renklerin sırrı. Sıcaktın annem, sımsıcak. Üşürüm dedim, sakın gitme. Nefessiz kalırım dedim, gitme. Karanlıklar içinde kalırım dedim, gitme.
Gittin ama… İlk defa umursamadın yakarışımı.
Sükun kabullenişmiş o durgunluk. Vedanmış bana, kardeşlerime. Anlayamadık anne.
Özlemin içimde yeşeren bir portakal ağacı… Öyle hızlı çiçeklendi ki… Her yanım mis gibi portakal çiçeği kokuyor şimdi.


Çocuğunuz süt sevmiyor mu? Sütü Sevdirecek harika bir tarifim var!

Dün bir arkadaşıma çaya davetliydim. Öğleden sonra olduğu için çocukları evdeydi. Ben de giderken onların sevebileceği lezzetli bir şeyl...