23 Mart 2016 Çarşamba

SAÇIM DÖKÜLÜYORUN NEDENİ, ZAMANE TIP BİLİMİ

D vitamini
Bu aralar saçım çok dökülüyor. Sinirlerimi bozuyor bu durum doğal olarak. Neden olabilir diye biraz araştırınca, ne kadar çok etken olduğunu gördüm.
D vitamini eksikliği mesela… D vitamini konusu son yıllarda çok popüler. Özellikle kışın, güneş ışığından mahrum kaldığımız için takviye olarak alınmasını tavsiye eden birçok doktor var. Bu konunun dikkate değer olduğunu düşündüğüm için D vitaminimi ölçtürmek istedim. Maalesef devlet hastanesinde yapılmıyor bu test. Bir özel hastanede yaptırdım ama oldukça pahalı…
Test sonucunun yorumlanması da doktora göre değişebiliyor. Aynı değer için bir doktor normal derken, diğeri düşük diyebiliyor. Bu durum doktorların bilgi, tecrübe eksikliğinden mi kaynaklanıyor yoksa sistemin yaptırımlarına boyun eğmek zorunda kalmış olmalarından mı? Bence her ikisi de sebep… Ama olan hastaya oluyor. Görünen o ki; sağlık sektörü, acımasız, kıran kırana ve şifa dağıtmak gibi bir kaygısı olmayan, canavar bir pazar olmuş durumda. Hastadan ne koparabilirsek mantığı… Ya ben canımın derdindeyim, sen cebinin derdindesin. Yazık… Ayıp… Artık hiçbir doktora güvenemiyorum, elimde değil. Sağlık en duyarlı olduğum konulardan biri olduğu için D vitamininden başlayıp, bu noktaya getirebiliyorum meseleyi işte.
Evet, D vitamini eksikliği; depresyon, kemik ve eklem ağrıları, kramplar, halsizlik, bağışıklık sisteminin zayıflaması, baş ağrısı, konsantrasyon eksikliği, sindirim sistemi problemleri hatta kanser gibi bir çok sorunun nedeni olarak görülüyor. Canan Karatay Hoca’mızın da üzerinde ısrarla durduğu bir konu ayrıca…

Bugünün literatür doğruları paralelinde bakınca D vitaminiyle ilgili durum bu. Ama yarın yalanlanabilir de… Malum, zamane tıp bilimi!

22 Mart 2016 Salı

İSTANBUL GÜNCESİ: EKBER WAS HERE

İstanbul güncesi-Ekber was here
Ekber was here
Dün sabah işe giderken; Yenibosna Kuleli otobüs durağının, o hiç bitmeyen kalabalığında bir süre bekledikten sonra, gelen İETT otobüsüne bindim. Hafta içi her sabah yaptığım gibi… Ama o da ne? Ekranda, durak adları yerine ‘’ekber was here’’ yazısı var. Tam da bugün; Ankara, ardından İstiklal’ de canlı bombalardan sonra… Tırsmadım desem yalan olur. Hepimiz tedirginiz.Otobüsün içinde ‘’her an patlayabiliriz korkusu’’ hissediliyor. İnsem mi acaba ilk durakta, o kadar vaktim kalmamış olabilir mi soruları geçiyor kafalardan sanki. Kuyumcukent durağında neredeyse boşalıyor otobüs. İnenler nasıl acele ediyor! Sanki bomba patladı patlayacak. Ben hala oturuyorum. Kal gelmiş gibi olur ya bazen, işte öyle. Bir durağı daha geçiyor otobüs, sonra bir durak daha… Ama ‘’ekber hala was here’’ Gitse şu ekber de rahat bir nefes alsam.
İneceğim durağa varana kadar ,ekber benimleydi; nefesi ensemde, bombası sanki kucağımda.
Nihayet  indim ama otobüs durana, o kapı açılana kadar bir ömür geçti sanki.

İşyerine doğru yürürken; nasıl geldik bu hale, nasıl böyle ölümle burun buruna, koyun koyuna yaşar olduk diye düşünmeden edemedim. Üsteli mevsimlerden bahar, aylardan Mart… Hayat her yandan fışkırırken ölüm bizden çok uzak olmalıydı.

21 Mart 2016 Pazartesi

KURTULUR MUYUM MUTSUZ BENDEN? KURTULURUM.

Kurtulur muyum mutsuz benden
Kurtulur muyum mutsuz benden
Hepimiz bir gün yol ayrımı yaşarız. O noktada; iyi ya da kötü olmak, mutlu ya da mutsuz olmak, neşeli  ya da üzgün olmak, korkak ya da cesur olmak, hayatı yaşamak ya da hayattan vazgeçmek gibi, acımız ya da kaybımız ölçüsünde bir tercih yaparız.
 Olumsuzu seçtiysek; hayata kasvetli bir pencereden bakmaya başlarız. Her günümüz endişe, her anımız tedirginlik içinde geçer. Kendimize sığınırız, saklanırız. İyi olmaktan vazgeçeriz; mutlu olmaktan, neşeli olmaktan, cesur olmaktan. Farkında olmadan ben de öyle yaptım, şu ana kadar. Hatta ilk kez bu kadar net görebiliyor ve itiraf edebiliyorum.
Bu arada, benim yol ayrımım annemi kaybetmem oldu.
Şimdi bazılarınızı duyar gibiyim: ‘’Bu acının büyüklüğü ile ilgili değil, kişinin güçlü ya da zayıf olmasıyla ilgili’’. Büyük laflar… Herkes düşüncesinde özgür.
Ama… An gelir yeter deme gücünü buluruz. Silkinmek, tekrar sarılmak için hayata bir hamle yaparız. Ne de olsa hep böyle değildik deriz. Eskiden olduğu gibi mutlu olabiliriz belki diye umutlanırız. Şu an benim hissettiğim gibi. Çocukluğumda içimi dolduran portakal çiçeği kokulu baharları istiyorum. İstiyorum yaaa. Çocuklarımla oynayabilmek istiyorum. Onların kahkahalarına katıla katıla eşlik etmek istiyorum. Yapamaz mıyım? Kim demiş? Denemeye değer.
Hatta ilk adımı attım bile. Eckhart Tolle’nin ‘’Şimdinin Gücü’’ adlı kitabını aldım. Daha okumaya başlamadım. Ruh halimde olumlu değişiklikler yapmasını umut ediyorum. Kitabı bitirince, bendeki etkilerini paylaşırım.

Bundan sonra umutlu, neşeli şeylerden konuşmak istiyorum. İçten gülebilmek istiyorum. Çocuklarıma, eşime sıkıca sarılmak isityorum. Payıma düşen acıları tüketmiş olduğumu düşünmek  istiyorum. Hayat bağlanmak için çok kısa ama vazgeçmek için uzun. Umutlu, neşeli, aydınlık günler bana, size, ülkeme…

Çocuğunuz süt sevmiyor mu? Sütü Sevdirecek harika bir tarifim var!

Dün bir arkadaşıma çaya davetliydim. Öğleden sonra olduğu için çocukları evdeydi. Ben de giderken onların sevebileceği lezzetli bir şeyl...