20 Mayıs 2016 Cuma

KENDİMİ BERBAT HİSSEDİYORUM

kendimi berbat hissediyorum
Kendimi berbat hissediyorum
Bazen her şey üstüme üstüme geliyor. Herkese gıcık oluyorum. Her şey batıyor. Bugün o günlerden biri. Gerginliğimin görünen nedeni tamam da, görünmeyen ve benim çözemediğim nedenleri var.
Mesela bugünkü gerginliğimin görünen nedeni… Kızıyorum insanlara; düşüncesizliklerine, patavatsızlıklarına, işgüzarlıklarına, da da da… Midem bulanıyor bazı yüzlere bakınca. Kalbinin karası oturmuş koca suratına bazı merhametsizlerin, bazı çıkarcıların fıldır fıldır dönüyor gözleri. Arkamı dönsem dedikoduma başlayacak o bakışı yakalamak iğrenç. Ama en kötüsü söyleyememek bunları, için için yıpranmak, aşınmak.
Göremediğim, çözemediğim, tam olarak tanımlayamadığım nedenleri de var bu iç sıkıntımın, gerginliğimin, bazen tükenmişlik hissetmemin. Kişisel gelişim kitapları okuyorum. Bir yığın tespit, analiz, öğüt beynimin içinde dönüp duruyor. Dön dön başım dönüyor. İçine atma sakın! Öfkeni, üzüntünü, kırgınlığını biriktirme, birçok hastalığın nedenidir bu. Enerjiler, auralar, çakralar, reiki, biyoenerji, kuantum…
Yaşam koçu mu lazım her birimize? Cep telefonları gibi birer cep yaşam koçumuz mu olmalı? ‘’Travmalarınızdan kurtulma yolları, metotları’’ şeklinde paylaşımlar görüyorum sık sık sosyal medyada. ‘’Yardıma ihtiyacınız var’’ın propagandası yer yerde. Ama dikkat edin, bu paylaşımların çoğunda belli bir maddi bedel karşılığında üyelik gerektirdiğini görürsünüz. Her şey para için insanoğlu, değil mi?
İşin özü. Bugün kendimi berbat hissediyorum. Patavatsız bir salağa izin verdiğim için kendime kızıyorum. Bunu dert ettiğim için kendime daha çok kızıyorum. Dert etmemenin yollarını para karşılığı öğretmeyi vaat edenlere ise artık diyecek söz bulamıyorum.


13 Mayıs 2016 Cuma

hakkımda

Adana’da doğdum. Havasının ve insanının sıcaklığı ile ünlü bu kentte çocukluğumu büyüttüm. Üniversite için yuvadan uçma vakti geldiğinde; önceleri adapte olamadığım sonrasında ayrılmakta zorlandığım Ankara’ya düştü yolum. Geriye dönüp baktığımda özlemle ve gururla andığım okulumu, Hacettepe Üniversitesi Kimya Bölümü’nü  bitirdikten sonra kimyager olarak İstanbul ‘da çalışmaya başladım. Evlilik ve çocuk, her kadını kariyerinde zorlayan unsurlar bilindiği gibi. Bu nedenle  bir süre ara vermek zorunda kaldığım  iş hayatına şu anda devam etmekteyim. Bütün bunların yanında , yazmak tutkusu bütün hayatım boyunca yanı başımdaydı ve beni hiç bırakmadı. Kulağıma fısıldanan bir sır gibi… Milliyet blog da yazmaya tekrar başladım ve kendi bloğumu oluşturmaya karar verdim. Hayata dair her şey ,hayatın bize gör dediği , zaman zaman görmekte zorlandığımız ya da görmek istemediğimiz her ayrıntı belki bir kapı açar önünüze .Yüreğimizi paylaşmak; insanlığımızı büyütmek için bloğuma davet ediyorum sizi. Buyurun… Hoş geldiniz… 

10 Mayıs 2016 Salı

TURUNCU

turuncu

Portakal çiçeğinde saklı incelik.
Ellerimin kokusu, saçlarında turuncu.
Ferah bir yalnızlık ruhumda gezinen,
Göğsümde saklanan nefes turuncu.

Ebeyim;
Kör, topal yürüyemediğim yol,
Unuttuğum tekerleme turuncu.
Çocukluğumun yitik neşesi,
Göremediğim rüya turuncu.

Kayıp bir gemiyim, fenersiz
Güvertemi döven dalgalar turuncu.
Karanlıkta tek ışık annemin ninnisi.
Avunduğum hayal turuncu.

4 Mayıs 2016 Çarşamba

GÖKKUŞAĞI ÇOCUKLARI

gökkuşağı çocukları
Umudumuz gökkuşağı çocukları
Güzel gözlü çocuklar… Pembe kanatlarda umut… Umudumuz çocuklar… Ah çocuklar…
Elinde mendil, kirli mi kirli yüzü, eli, ayağı; ağlamaklı, yalınayak, gözleri kömür karası… Kaderi baştan yazılır mı, değişir mi ya da…
Suriyeli çocuk, Türk, Kürt, Roman, Azeri, Gürcü… Fark eder mi? Milliyeti olur mu çocuğun? Savaşlarda öldürülür mü? Kıyıya vurur mu cansız bedeni, annesinden uzak, bir başına. Utanmaz mı kainat, yer gök ağlamaz mı?
Yüzünde dehşet çocuğun… Kirli, karanlık, iğrenç ruhların gölgesinde yaşanan vahşet… Taciz, tecavüz, ensest, dayak… Ne dersen de ey insan olamamışlık. Suçlusun!
Cıvıl cıvıl baharımsın sen çocuk. Yemyeşil dalda ilk beyazımsın. Bembeyazımsın. Karda yuvarlanan sevincimsin. Parkta koşturan en renkli neşem… Bu avuç kahkahamsın, kederli anımda. Bir dünya umudumsun. Okul sırasında geleceğimsin. Aydınlık geleceğimsin. Pırıl pırılsın sen çocuk, ak pak…
Kırarım sana uzan elleri, çizgilerinde kötülük varsa; lanetlerim yedi ceddini.

Unutulmuş bir düşten çaldım gökkuşağını, bütün çocukları sarıp sarmaladım. Dağılın dört bir yana gökkuşağı çocukları, dünya hatırlasın düşünü.

3 Mayıs 2016 Salı

İSTANBUL GÜNCESİ: METROBÜS ÇİLESİ

İstanbul'da metrobüs çilesi
İstanbul'da metrobüs çilesi

İstanbul’da yaşayanlar bilir metrobüs çilesini. Ya da büyük çoğunluğu diyelim…
Her sabah işe gitmek için kullanıyorum ben. İlk duraktan bindiğim için genelde oturabiliyorum. Ayakta gitmek zorunda olan büyük çoğunluğa göre şanslı olsam da, metrobüs yolculukları tam bir çile…
Olmazsa olmaz kural, kavga olacak. Kavgasız bir sabahımı hatırlamıyorum desem abartmış olmam. Durakta değilse, metrobüste illa ki…
Yaklaşık birer dakika arayla gelen ve 4 kapısı tamda 4 sıranın, daha doğrusu insan zincirinin önüne denk gelecek şekilde duran metrobüse, kaşla göz arasında dalmak zorundasınızdır. İlk dalanlar cam kenarlarını kapar. Birçok kavganın nedenidir de bu aynı zamanda. Siz, o uzun kuyrukta sabırsızca beklerken ve gözünüz saatte işe geç kalacağınızı düşünerek stres yaşarken, cam kenarını kaçıran sıranın önündekiler, boş yer olsa da binmeyip arkadakileri çıldırtırlar. Sıra beklemeyen ve bu anı kollayan kişiler binip oturuverdiklerinde, enayi yerine konmuş olmak duygusu öyle ağır basar ki kuyruktakilerde, kavga kaçınılmaz olur.
Bindikten sonrası var bir de… Oturanlar için sorun yok. Ama ayaktaysanız, bir yığın itiş-kakış ve sözlü tacize ya da diğer türüne maruz kalmanız büyük olasılık. İnsanlarla burun buruna gitmek, her durakta, kapıdan zorla binmeye çalışanlarla daha da sıkışmak, tutunacak yer bulamamak… ‘’İlerleyin, boş yer var ortalarda’’ diye bağıran ve aynı öfkeyle karşılık bulan cümleler yolculuk boyunca bitmez.
Ara duraklarda bekleyenler açısından da bakmak gerek tabi bu savaşa. Tıkış tıkış metrobüse binememek tam bir sinir harbi. Bir de her ne pahasına olursa olsun binmeye çalışanlar var. Bu durumda kapı kapanmayabilir ve bu cengaver, içerdekiler tarafından linç edilmeye hazır bir avdır artık.
Zor bela ineceğiniz durağa geldiniz diyelim… O kalabalığı yarıp, kapıya ulaşabilmek hiç de kolay olmaz. Cam kenarında, bir ikili koltukta, kapıya yakın oturuyorsanız bile inmek çok zor olabilir.
Trafiğe takılmamak için tercih edilen metrobüslerin, bazı günler duraklara yanaşabilmek için kendi trafiklerinde boğuşmaları da işin trajikomik yanı.
İstanbul’da yaşamak kolay değil. Burada zaman başka akıyor. Hızlı, hırslı ve öfkeli…


Çocuğunuz süt sevmiyor mu? Sütü Sevdirecek harika bir tarifim var!

Dün bir arkadaşıma çaya davetliydim. Öğleden sonra olduğu için çocukları evdeydi. Ben de giderken onların sevebileceği lezzetli bir şeyl...