25 Kasım 2016 Cuma

BENDEN YAZAR OLUR MU? - BÖLÜM II


gulcanbaranturan@blogspot.comİlk kez bir devam yazısı yazıyorum. Nerede kalmıştık?

Evet, üniversite…  Kazanması bir dert, bitirmesi başka dert… Ama üniversiteli olmanın cazibesi pek bir etkileyici canım.

Lise bitti tabi. O zamanlar dershaneler dolup taşıyor, üniversiteye hazırlananlarla.  Çok yakın bir arkadaşımın abisinin ön ayak olmasıyla ben de arkadaşımla aynı dershaneye başladım. Ailecek destekleri oldu bana. Unutmam ve haklarını ödeyebilmem mümkün değil. Birkaç hafta sonra ödeme için sınıftan çağırılınca, kontenjandan girdiğimi düşündüğüm dershanenin tavanı üstüme çökmüş olmasa da ona benzer bir duygu yaşadım. Maddi durumumuz pek müsait olmadığı için kısa bir süre sonra bıraktım dershaneyi.  Çok sonra, devam ettiğim sürenin ücretini arkadaşımın ailesinin ödediğini öğrendim. Böyle dost kolay bulunur mu?

Dershanenin bana tek faydası, seçeceğim mesleğe karar vermemi sağlaması oldu sanırım. Kimya öğretmeninin ders anlatış tarzını öyle sevdim ki, kimya okumaya karar verdim. Bir öğretmenin; bir çocuğun, bir gencin geleceğini belirlemedeki rolü, böyle net bir şekilde, gerçek bir örnekle kanıtlanmıştır. Bir de; çok para kazandıran meslekleri hedefleyen bir sınıf dolusu öğrenci, benim böyle bir hedefim olmadığını fark etmemi sağladı. Ben üniversiteyi kazanmayı, öğrenciliği sevdiğim için, okula, okumaya aşık olduğum için istemiştim hep. İşte o noktada; para kazandıran bir mesleğe sahip olursam, maddi özgürlüğümü kazanabilirim diye düşünmeye başladım.

Evde kendim hazırlandım sonrasında üniversite sınavına. Sınırlı sayıdaki ders kitaplarımla, kendime ait odam olmadığından, televizyonun bangır bangır çalıştığı odada, yaptığım ders programına katı bir disiplinle uyarak hazırlandım. Ve heyecan dorukta… O sınav heyecanı yok mu?
Bittiğinde omuzlarımdan bir ton yük kalkmış gibi hissettim.

Kimya, kimya dedim ama ilk tercihimi tıp olarak yaptım. Toplum baskısı mı desem, mesleğin toplumdaki itibarı mı bilemedim ama o zamanlar öyle yaptım. Şimdiki aklımla yapmazdım. Karakterime uygun bir meslek olmadığını düşünüyorum çünkü.

Büyük gün gelmişti. Veee… Hacettepe Üniversitesi Kimya Bölümünü kazandığımı öğrendim. Mutluluktan kalbimin ritmi bozuldu. Artık üniversiteliydim. Hem de Hacettepe… Hem de kimya… Hem de Ankara… Yaşasın!


Krizantem mevsimi geldi anne. Seni hatırladım yine. Ve bahçemizi… Sarı, beyaz, pembe…  Senden ilk ayrılışımın acısını hatırlatırdı krizantemler. Artık son yolcuğunun dilsiz şahitleri oldular.

22 Kasım 2016 Salı

BENDEN YAZAR OLUR MU?

gulcanbaranturan.blogspot.com
Benden yazar olur mu?
 Böyle bir soru sorduğuma göre, bu konuda bir iddiam olmalı. Doğru… Vardı.
Yazma yeteneğim, ortaokul 1.sınıfta, kompozisyon dersinde keşfedildi. Türkçe öğretmenim, verdiği ödevi sınıfta okutunca ve ‘’bunu sen mi yazdın?’’ diye şaşkınlığını gizleyemeyince ortada garip bir durum olduğunu anladım. İlk kez kompozisyon yazıyordum ve bu konuda arkadaşlarımdan daha yetenekli olduğum gibi bir farkındalığım yoktu.
Yeteneğimin keşfi, Adana çapında kompozisyon yarışmalarından ard arda gelen 1.likler, Türkiye genelinde derece, benimle birlikte ödül törenlerine koşturan öğretmenlerim, televizyonda boy göstermek, Hürriyet Gazetesi’nde yazımın yayınlanması… Rüya gibi… Güzeldi.
Okulda herkesin tanıdığı, popüler bir kızdım artık. Öğretmenlerimizden birinin kendi yazdığı şiirini okuyuşunu ve yorum bekler gibi gözlerime bakışını unutamam. ‘’Nasıl çıkıyor o sözler?’’ demişti. Hayranlıkla karışık şaşkınlık vardı yüzünde.
Ortaokul, hayatımın dönüm noktalarından biri oldu. Elimden tutup o okula kaydettiren değerli ilkokul öğretmenim,  güzel yürekli müdür muavinimiz, Türkçe öğretmenlerim…  Asla unutmayacağım harika insanlar… Hayatımda derin izler bıraktılar.
Ortaokuldan sonra lise… Başarılarım devam etti. Lise, hayatımın bir başka dönüm noktası…


Sayısal bölümler daha itibar görürdü benim dönemimde. Edebi alandaki başarımı çekemeyen bir arkadaşımın kulağıma ulaşan dedikodusu meslek seçimimi etkiledi. Bütün öğretmenlerimin ortak kanısı edebiyat bölümünde okumam gerektiğiydi. Kulağıma fısıldanan ‘’ sözelde başarılı ama sayısalı yapamaz’’ cümlesi sayısala geçmeme neden olacak kadar etkiledi, üzdü beni. İnatçı yönümü tanımama neden oldu. Sayısal bölümün gayet de güzel üstesinden geldikten sonra başka yol ayrımındaydı sıra. Üniversite…
Bir mola vereyim. Devamını yazarım belki. Merak eden olursa… J

Desem ki, hanımeli kokuyor gece. Çocukluğumu hatırlıyorum. Sürüyorum saçlarından ömrümü. Bu gece ben ve anılarım varız sadece.

11 Kasım 2016 Cuma

AH ÇOCUK… GÜCENME GİDİŞİME

AH ÇOCUK… GÜCENME GİDİŞİME


Ahh çocuk! Bir yer var, gözlerinde izini sürdüğüm. Bir yer, sonunda ölüm olsa ulaşmak istediğim.
Mutlak bir yenilgi mi o ışıkta titreşen? Dokunabilsem; acır mı rüyam, yalancı dünyam?
Ne olur çocuk, kaçırma bakışlarını. Kararır yolum, düşerim. Dipsiz… Issız… Sessiz… Hiç yokmuşum gibi giderim. Hiç olmamış gibi gidenlerin yanına…
Ben yalan mıyım çocuk, hissedemiyorum kendimi. Ahh dokunsan!
Aç değilim, açık değilim, yanlış anlama. Ama muhtacım!
Son şafak bu… Son bakış… Son rüya… Son kez ben… Ve yokum.

Ahh çocuk! Gücenme vazgeçişime…

Çocuğunuz süt sevmiyor mu? Sütü Sevdirecek harika bir tarifim var!

Dün bir arkadaşıma çaya davetliydim. Öğleden sonra olduğu için çocukları evdeydi. Ben de giderken onların sevebileceği lezzetli bir şeyl...