deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2018 Perşembe

ELMANIN DERDİ, ELMA OLMAKSA…

elma
Elmanın derdi, elma olmaksa...

Sonra… Hatırlıyorum. Şafağın kızılına küsen çocuğu… Boğazına kadar küfre batışını… Ve öfkesini… Göğsünü yırtan bir pençe gibi acısı. Hala sıcak ve kırmızı…

Sorun, elmanın elma olmasında mı yani? Kuşun ötmesinde, balığın suda yaşamasında mı ya da? Hangi aklın karı bunca saçmalık? Dön bir bak o halde kendine, azıcık düşün! Sorun,’’ sen olamaman’’da olabilir mi? Kimsin? Aynada gördüğün yüzden ibaret sayıyorsan seni, vay haline! Sana giden yolun daha en başındasın.

Yoksa neden kıskanırsın, elma olmaktan başka derdi olmayan elmayı? Kuşun ötmesine, balığın yüzmesine neden kızarsın ki?

Ey gönlü yaralı kuzucuk! Şafağa küsen çocuk… Uyu artık. Mavi atlastan geceyi ört usulca üstüne. Belki bu şafak… Bu şafak belki…  Yıldızlar senin saçlarına dökülür.              

10 Temmuz 2018 Salı

KELİMELERİN GÜCÜ

kelimeler
Kelimelerin Gücü

''Hiçbir şey göründüğü gibi değil.’’ dedi adam. Önüne eğdi başını. Suçsuzluğu belliydi. Duruşundan sesine, her halinden...


Açıklama bekledi kadın. Söyleneceklere inanmamayı seçmişti baştan. Yine de bekledi. Belki ruhuna dokunacak bir kelime duyabilirdi. Tek bir kelime ikna edebilirdi belki.


Adam biliyordu. İçinden geçenlerin masumluğunda susmayı seçerken; yanlış kelimelerin, sonu olacağını… Bulamadı doğru cümleyi. Sustu. Doğru cümle neydi? Mayın tarlasında gibiydi.

‘’Bazı insanlar şanslı doğar ve dünya adil bir yer değil.’’ diye geçirdi içinden adam. Bu bilgi onun için oldukça eskiydi.


Kadın da aslında farkındaydı: ‘’Bazılarımız doğuştan biliriz konuşmayı, ikna etmeyi, göze hoş görünmeyi. Bazılarımız hep yanlış
cümleyle gireriz söze. Baştan kaybederiz.’’ in…

Adam kaybedenlerdendi. Ruhuyla senkronize edemediği kelimelerdi bunun tek nedeni.


Adamın söyleyemediği, kadının duymak istediği bir
cümle, aralarında koca bir duvar gibi yükseldi.


30 Nisan 2018 Pazartesi

YAŞAMAK NE GÜZELMİŞ

yaşamak güzel
YAŞAMAK NE GÜZELMİŞ



Merhaba bahar! Dallarda erik çiçekleri… Kızıl dudaklı gelin… Merhaba!

Bugünü çaldım yarından haberin olsun. Her şeyin farkındayım laf aramızda. Hiç boşuna kaçırma bakışlarını. Yüreğim yemyeşil bir vadi şimdi.

Uğur böceği gibiyim bir de…  Uç uç, müjdeler getir kıvamında…  Biraz aylak, biraz uçarı, ilk kez aklı bir karış havada…  Ve mutluyum; yüklemine kavuşan özne tadında. Çok görme!

İçime dolan nefes tazecik, uzun bir aradan sonra. Ciğerlerim bayram havasında.  

Sevdim anlayacağın; mutlu olmayı, hayata bir heves sarılmayı…  ‘’Yaşamak ne güzelmiş!’’ diyebilmeyi…

26 Mart 2018 Pazartesi

İNSAN OLMANIN MAZERETLERİ


insan olmak
insan olmanın mazeretleri
Özlem duyarız hepimiz zaman zaman bir şeylere. 
O bir şeyler… 
Bazen tutkuyla, bazen korkuyla hayalini kurduğumuz kendi fotoğrafımızdır mesela, aklımızın salıncağında asılı. Sallar durur bir el. İnmek istemeyiz ya da inmek isteriz, durduramayız. Kendimizden memnun olmama hali yani…

Bazen uzaklardır hayalini kurduğumuz. Yeşil bir ülke… Dost bir şehir… Türkülerdeki köy…

Diğer seçeneğin, merak ettiğimiz sonucudur uykularımızı kaçıran belki… Nasıl olurdu? sorusunun delici baskısı… Hep merak etmeye mahkum zihnimizin dalga geçen neşesi… Hiç bilemeyecek olmanın çaresizliği…

Hep bir şeyler vardır… Mutlaka vardır. Memnuniyet insanın sırtında eğreti durur. Çıkarmaya ramak var durumu, bilirsiniz. Kışın denizi, yazın karı özlemek gibi… 

Aklımızdaki salıncak, o yeşil ülke ya da diğer seçenek… Aslında hepsi, insan olmanın mazeretleri…


1 Mart 2018 Perşembe

GÖZLERİ BAL RENGİ


gözler
Gözleri bal rengi
Gözleri bal rengi. Uzak iklimlerin kokusu dolaşır saçlarında. Rengarenktir gülüşü.

Ağaç dallarında sabahlayan bir kuş cıvıltısıydım, ona rastladığımda. Yolunu kaybetmiş bir masala sığınmıştım. Ekmek kırıntılarını yiyen bendim. İzleri silen… Günahkar değildim ama.

‘’Kimse seni benim kadar bilemez ’’dedi, ilk karşılaşmamızda. Mutlak bir doğrunun ispatına ne hacet! Söze, sese ne hacet! Tek cümle üzerine kurulabilirdi bir hayat.

Gözleri bal rengiydi o zaman da. Düşmekten korkmadım. Ölmekten ya da… Bir ''an''dı yaşamak nasıl olsa.

4 Şubat 2018 Pazar

KALBİMDEN KALKAN CENAZELER

cenaze
Kalbimden kalkan cenazeler

İnsan olmanın ağırlığı en çok böyle zamanlarda çöker. Kalbinden kalkan cenazeler gibidir acı… Hani bir türlü arkası kesilmeyeninden. Sonu olmayanından…
Sen sevdiğini kaybettin mi? Kaybetmediysen anlayamazsın beni.
Ruhuna düşen ateş yakamaz artık seni. Ateş ne ki…
Vurulmuş yavru bir kuş gibi sıcak ama cansızdır bedenin. Kanadın kana bulanmıştır artık. Bir daha asla uçamayacak olmanın idrakinden değil, gideni uğurlamaktaki acemiliğindendir acın.
‘’Ben sana demiştim.’’ der, bütün yaşanmış hikayeler. ‘’Ebedi yolcuğun yolcusuyuz hepimiz.’’
Sığınacak bir sen bile bulamazsın. Boşluk… Sınırsızlık… Gölgesizlik… Korkutur!
En çok sevdiğimdi giden. Yıllar geçti üstünden.
Hala uğurlayamadım ama ben.


23 Ocak 2018 Salı

SUSTUKLARIM

sustuklarım
SUSTUKLARIM
Kelimeler boğazımda düğümleniyor bazen. Konuşamıyorum. O zaman, beni sustuklarımdan anlayabilsen keşke diyorum.
Omuzuna yaslasam başımı. Saçlarımı okşasan yeter. Suskunluğumun istediği budur belki.
‘’Üzülme!’’ desen, ‘’Seni anlıyorum.’’ ya da…
‘’Sen haklıydın, özür dilerim.’’ mesela…
‘’Kırıldığını biliyorum ama yanındayım.’’
‘’Geçecek, birlikte atlatacağız.’’
‘’Sen varsan, umudum var.’’

Her savaşta vurulan benim. Düşen ben… Yaralarımı sarmak için, suskunluğum… Anlasan…
Ruhum arınsın hırstan, kibirden diye suskunum bezen.
Benim savaşım kendimle. Kelimelerimi azat etmedikçe kazanamam. Suskunum zaman zaman bu yüzden.
Bir varım, bir yokum. Yalnızlığım boyutsuz.

Ama sır tutmayı iyi bilirim. Anlatsan…

17 Ocak 2018 Çarşamba

YANGIN ORMANLARI

yangın
Yangın Ormanları

Ruhumdan Yansıyanlar:

Yüreğimin düştüğü yerden yeşerdim yeniden. Ve kök salmamla, sökülüp atılmam arasında geçen zamanda ben olabildim sadece.

Uzak iklimlere özlem duymadım hiç. Toprağım nemli, günüm aydınlıktı nasıl olsa.

Kuşlara şarkı söylemeyi öğrettim. Ve sadece kendi kanatlarına güvenmelerini…

Yol oldum küçük bir dereciğe. Yolcu oldum, konakladım;  koynunda hayatlar unutulmuş yalnız bir viranede.

Dalları kırılmış ağaçlar gördüm sonra. Çıplak, kuru, yurtsuzdular. En kötüsü, umutsuzdular…

Ve kök saldıkları yerden sökülüp atılmaktansa, yangın ormanlarında cayır cayır yanmaya gönüllüydüler.

Aklıma Dökülenler:

Her ruh, fırtınalar barındırır saklı gizli bir köşede. Günü, saati geldiğinde kopmaya hazır...

Benim anım bir öfke anıdır. Senin ki belki bir kayıp anı. Onun ki kırgınlık… 

Fırtınalarını haince pusuda beklemekle yargılayabilirsin sen. Ben sabırla beklemesini takdir edebilirim. 

Her ruh kendi seçer ve farklı sahiplenir besleyip büyüttüğü fırtınalarını

4 Ocak 2018 Perşembe

SADECE BEN YAPABİLİRİM

kimlik
Sadece Ben Yapabilirim
Nefes alabildiğim bir yer var. Ne zaman sıkılsam aklıma düşüyor…  Kendimi içinde hayal edebildiğimde mutlu olduğum bir yer…

İnsan kendini gerçekleştirdiği oranda mutlu değil midir? Olmadığımız, olamadığımız ve olmaya zorladığımız kimlik içinde sıkışıp kalmak… Hayatımıza, kendimize gereken değeri vermemek değil midir? Saygısızlık değil midir varlığımıza? Şimdi, şu anda; olmam gerektiğini düşündüğüm yerde ve kimlikte, mutlu bir ben istemek hakkından kim yoksun bırakabilir beni. Kimse! Sadece ben yapabilirim bunu kendime.

İlk adım ne olmalı? Biliyorum aslında.

Bağlarımdan kopabilmek, sıkı sıkı sarıldığım alışkanlıklarıma veda edebilecek cesareti göstermek ve özgür kalabilmek bütün kaygılardan, hesaplardan…

Hayatımı; mutsuz olduğum zamanların kıskacında tüketmek istemiyorum. Anlarım var sadece… O anları, güzel anılara dönüştürmek olmalı bütün çabam.

Nefes alabildiğim bir yer var, evet… Ne zaman kendimi orada düşünsem, alabildiğine yeşil bir ormanda yürüyorum. Küçük bir dere şırıltısında huzurdan ölüyorum. Rengin içinde renk, börtü böcek, gök, orman, soluduğum hava… İliklerime kadar hissediyorum.  Bu benim! ...

Sevdiği işi yapan, sevdiği ortamda, sevdikleriyle birlikte olabilen şanslı azınlığı saymazsak; büyük çoğunluğumuz yaşadığımız anlardan, bulunmak zorunda olduğumuz toplumsal alanlardan, maruz kaldığımız psikolojik baskılardan, ilişkilerden, kişilerden, kişisizliklerden muzdaribiz.

Her devrim, sancılı bir sorgulamanın sonucudur. Kendin olabilme devriminde, bayrak tutan el sen olmadıkça, arkandan kimse gelmez.  Arkandan gelene de asla güvenme. Küçük bir gaflet anı yeter onları karşında bulmaya.

Dünya bizim isteğimiz dışında döner. Hazır olmasak da gece gelir. Mevsim bahardan kışa dönüverir. Sevdiklerimiz ölür. Kendi bildiğini okur yani dışarıdaki hayat.

Ya sen, ya ben? İçimizdeki dünya?

Sadece biz istersek değişir.

25 Aralık 2017 Pazartesi

BOYUTSUZ


boyutsuz
BOYUTSUZ
Salıncakta bir kadın… Zamanın içinde, zamanın dışında… Tik tak, tik tak… Boyutsuz bazen… Varla yok arasında…
Kadının içinde bir yol… Yolda bir ağaç… Ağaçta bir salıncak… Tik tak, tik tak…
Arkasına teneke bağlı bir çocuğu kovalıyor kediler.
‘’Evli misin? ‘’ diye soruyor üç, ikiye… ‘’Çiftsin ya’’, diyor imalı bir edayla.
Akşamsefaları sabah açıyor, Kasımpatı baharı bekliyor.
Erkekler tarlaya, kadınlar kahveye gidiyor asfalt yollu köylerde.
Yara bere içinde aklımın kıvrımları. Biraz kan, biraz su… Biraz ateş, biraz su…
Sonra uyanıyorum.
Şebnem düşmüş bahçeme. Ilık bir bahar rüzgarı geziniyor tenimde. Her şey sukut içinde. Her şey dengede. Bıraktığım yerden başlıyorum güne. İçime çektiğim nefese şükür sözüm var.

‘’Yaşamak güzel ‘’diyorum. Portakal çiçeği kokarken ellerim.

21 Aralık 2017 Perşembe

HAYALLERİMİ SATTIM

Hayallerimi sattım! Daha küçük bir çocukken…
Oysa masallar kadar gerçek ve mutluydum. 
Neden peki? İnsan, hayallerini neden satar ki!
Bir gün; koca koca adamlar kim olacağımı tebliğ ettiler, parmaklarını sallayarak öfkeyle. Kim olduğumu ya da kim olmak istediğimi bilmiyordum o zamanlar.
satılmış hayaller
Hayallerimi Sattım
Daha iyisine karar verme yetisine sahip olduğumun farkında değilken, kendi zayıflıklarının bedeli olarak hayallerimi istediler benden. Henüz yanmaya başlamış cılız bir muma üflenen soğuk bir nefes gibi acımasız ve umursamazdılar.
Sattım! Bütün masal kahramanlarıma ihanet ederek sattım hayallerimi. Sattığımı bilmeden. Kim olabileceğimi görmeden.
Kanatlarım budanırken zalimce; gök mavisinden, yosun yeşiline düştüm. Deniz bana küstü sonra. Yeşilden de sürüldüm.
Sır ile yalan arasındaki çizgiden; talan ederek, kanatarak, söke söke aldılar beni, o koca koca adamlar, koca koca elleriyle. Bir yanda kadim sır ve masallar, bir yanda yalan ve romanlar…
Canım yandı elbette. Hem de çok…  Ama acıdan değil! Masal kahramanlarımı unutmaya başladığımda ve vazgeçtiklerimin bıraktığı boşlukta kaybolurken kahroldum, daha kötüsü.

Her biriniz sattınız hayallerinizi, itiraf edin! Kiminiz çocukluğunuzun oyun yaşında, kiminiz daha anne kucağında… Size uzatılan plastik bir oyuncakla, ağlamayı bıraktığınızda kaybettiniz kiminiz. İster ‘’sattım’’ deyin, ister ‘’çaldırdım’’… Velhasıl kelam, başkalarının elinden de olsa, hayallerinizi öldürdünüz.

Bugün yine sızılı bir acının kaynağını ararken, unuttuğum masalları özlediğimi fark ettim. Ne zaman böyle bir sızı duysam içimde, bir masal sakini olmayı istedim. Kim olduğu mühim değil. İllaki vardır masalların bir prensesi, bir prensi, kralı, kraliçesi… Periler, devler-cüceler… Konuşan bir ağaç olabilirim mesela. Yeter ki alsınlar beni aralarına.
Hayallerini satmamışların onurlu dünyasında bir izim olsun yeter.

18 Kasım 2017 Cumartesi

Sırsız Ayna


Sırsız Ayna
Sırsız Ayna
Canını yakabilirim fırsatçı bir kelimenin, susarak. Haşin bir cümleyi hapsetmek için dudaklarımı kilitleyebilirim.
Ya da saklayabilirim, avuçlarımı kanatan özlemi. Toprak kokusuna doyurabilirim ruhumu sonra da. Adı konmamış sevinçlere sarabilirim acımı.
Ne güzel olurum!
Sen beni hiç tanıyamazsın! Saklamak konusunda çok mahirim.
Uzun yolların izini sürmekten geçmez, bana ulaşmak. Cılız bir ağaç gölgesi, yavru bir kedinin sıcaklığı ya da her gün önünden geçip, görmediğin bir duvar yazısı olabilirim.
Hani; ‘’Mahabharata’da olmayan hiçbir şey yoktur’’ a inanır ya Hintliler. Öyleyim… Ve sen inanmasan da Mahabharata’dan daha uzun bir şiirim. Okumayı bitiremezsin.
İçinde olabilirim kavganın. Yine de dışında kalabilirim savaşın.
Sana kendimi anlatmaktan vazgeçebilirim. İzin verme! Yapabilirim!
Konuşmayı sevmeyen birinin hiç durmadan konuşması ne garip. Bu benim!
Bildiğin gibi değilim aslında. Bilmediğin de değilim.
Anlatamamaktan yoruldum.
Sırsız bir ayna olsam ne güzel! Bende kendini bir daha göremesen…

15 Kasım 2017 Çarşamba

AŞK, KENDİNİ TANIMAK…

aşk kendini tanımak
Aşk, kendini tanımak...
Kadın dedi ki :’’ Benim rengim mavi. Mavide saklıyım, bulana aşk olsun.’’
Adam sustu. Gözlerinin rengi maviydi.
Küçük, istikrarlı dokunuşlarla yonttu kendini adam, suretinden. Aşktan bihaber, aşkı yarattı. Kadın haklıydı. Aşk, mavide saklıydı.
Suskunluklarının mahcubiyetiydi onu alıkoyan mevsimlerden. Oysa acz sandığının, asalet olduğunu anladığı an özgür kaldı. Söyleyecekleri kadar susacakları da olmalıydı insanın. Bu kusur değil, marifetti. Ve öğrendi ki adam;  her Aşk’ın, Maşuk’unda aradığı renk farklıydı.
Adam ve kadın… Renklerin, mevsimlerin içinden geçtiler susarak.
Tedavisi, acı çekmek olan bir hastalıktı itaat ettikleri. Susarak acı çektiler. Acı çekerek iyileştiler.
Adam ve kadın…  Kendi bahçelerinde, en çok krizantem çiçeğini sevdiler.
Kadın, adama aşkı öğretti.
Ve sonra gitti.

Susarak…

10 Kasım 2017 Cuma

Hala Umudum Var

umut
Hala Umudum Var
Düşüme düştü aylak bir umut. Nerden baksam güvenilmez. Kelimeleri yaya yaya konuşan yalancı bir satıcı gibi. Ne çok isterdim aldanmayı oysa. Ne de olsa umut işte…
‘’Bazen şu bilincimi taşla ezeyim, üstüne benzin döküp yakayım istiyorum.’’ Ne garip kelimeler bunlar… Hiç tanıdık değiller. Bilinçaltımın, bilincime galip gelişinin zaferi gibiler. Kelimelerim hangisine ait peki? İçim dışım… Yaz ve kış gibiyim.
Ve sandık sandık sarıp sarmaladım, sakladım umutlu düşümü. Bir gün belki inanırım. Bilincim ‘’aldanmak’’ dese de, yüreğim galip gelir her kirli oyunda, bilirim.
En çok susmalar korkutur beni. Karanlıktan korkmam o denli. Sustuğum yerden yeşerttim her bozgunumu. Tabiatım bu!
O yüzden belki, yerli yersiz konuşmalarım... Kağıt üzerinde kelimelerime, insan içinde sözlerime sığınışım…
Teslim aldığı ömrün, son kullanma tarihini merak eden sıradan bir faniyim. Umut en çok benim hakkım, yalansız dolansız.
Ve düşte değil, bilinçte boy gösteren her cesur duygu gibi… Umut da adam akıllı, dimdik durmalı…

Yine akşam oldu. Bir gün daha eksildi çocukluğumun bayramlarından. Olsun… Benim hala umudum var. 

1 Kasım 2017 Çarşamba

Kendi Kendime...

Kendi kendime
Kendi Kendime
İçinden geçtiğim dünyaya bakın! Nasıl da umursamaz ve kibirli…
Benim için üzülmesini beklemiyorum elbette. Yas tutacak bir avuç sevenim vardır kanımca.
Hem, maviden kızıla döneli çok oldu göğümün. Utanacak, üzülecek değilim. Kelimelerimi satmadın hiç, böylece bilinsin yeter. İçimden geçtikleri gibi döküldüler diyemem dilimden ama hiç riyakâr olmadılar.
Sonra; hiç kimseye küsmedim, en çok karamsar ve umutsuz olduğum akşam üzerileri. Gizli gizli ağlamış olabilirim, kime ne? En çok benim kendime yabancı.
Doğrudur; denizsiz bir şehirde martı sesi beklediğim. Kapımı döven yumrukları dalga zannettiğim…
Arkamdan söylenenleri de duydum. Kin tutmadım ama. Epey kırıldım, evet. Hiç kırmayı düşünmedim.
Bana bırakılan emanetleri gözüm gibi korudum. Annemin uzak gözlüğünü mesela, hırkasını, eteğini… Bir de bebekliğimden beri sakladığı tulumu. Ama en çok beni sevişini korudum ceviz ağacından çeyiz sandığında.
Kendime en uzak olduğum zamanlarda bile sığınmadım bana. Ben, beni aldatmaya meyilliydim. İnsanoğlunun nankörlüğünü en çok kendimden bildim.
Bir gün, toprağa düşen sarı bir yaprak olacağım kendi sonbaharımda. En çok vazgeçtiklerim ve denemediklerim için üzüleceğim, biliyorum. 

Eteklerimde, topladığım bir sürü yalan… Aklamaya gideceğim.

30 Ekim 2017 Pazartesi

Olacak İş Değil

kelimelerim var
Olacak iş değil
Ekim’in en sarı hali ve iyiden iyiye soğumaya başladı hava… Yan yana yürüyoruz. Ben üşüyorum. Uzansam eline, tutsam… Isınacağım, biliyorum. Ama umursamaz, anlamaz hali öyle bariz ki… Küçük düşerim. En iyisi susturmak şu çırpınan kalbi. Yoruldu.
Sonra diyor ki; kol kola gülüşen’’ belki ‘’ler… Öyle değil! Belki umursamaz değil.  Ya da belki anlamaz... Hadi! Belki güzel günler bekliyor sizi.
Ah, aldanışın tatlı dili! Yalan mı, yanılgı mı? Dost mu, düşman mı bu ses.
Olsun. ‘’Denedim’’ derim. Hem, fazla takmam ‘’hayır’ ’deyişini. Alışık olduğumdan değil, ondan beklediğimden…

Oysa, ne büyük yanılgı! Onda bu kibir bende bu gurur olduktan sonra… Olacak iş değil bizimkisi.

26 Ekim 2017 Perşembe

DELİRİYORUM GALİBA

Delilik
Deliriyorum galiba
Deliriyorum galiba... Kafamın içinde garip sesler… Bir rahat vermiyor, yağmur damlaları gibi düşünceler.
Mavi bir bayrak dikiyorum göğe. Bir kuş sürüsü geçiyor. Uzanıp tutuyorum sürünün liderini. Kafamın içinde kuş çığlığı… Deliriyorum galiba.
İncecik bir kadın geçiyor yanımdan. Saçları, o saçları… Takılıyorum peşine. Birden dönüp gözlerime bakıyor. Gözlerimden ruhuma yürüyor. Acı çekiyorum. Uyan! Diyor. Uyan! Sesi yankılanıyor gizli odalarımda. Deliriyorum galiba.
Aynadayım. Uzatıyorum elimi. Dokunuyorum bana. Bileğimden yakalayıp çekiyor. Hapsoluyorum. Hangisi benim, bilmiyorum. Hangisi gerçek dünya… Çığlığım kafamın içinde, duyuramıyorum. Deliriyorum galiba.
Bir sağanak başlıyor sonra. Kuş, kadın ve ben ıslanıyoruz. Mutluyuz.
Tek duyduğum sağanağın sesi artık.

Ne güzel kokuyor toprak yağmurdan sonra...

10 Ekim 2017 Salı

GİTMEK, VAZGEÇMEK DEĞİLDİR

kelimelerim var
Gitmek, Vazgeçmek Değildir
Hani vardır ya hepimizde. Gitmek isteriz bazen. Kalabalıklardan, şehrin hızında kaybolmaktan kurtulmak isteriz. Sabahın kör karanlığında yollara düşmek, trafikte boğuşmak, insanlara çarpa çarpa yürümek yorar bizi. Her sabah, metrobüste ’’ hoş geldiniz, iyi çalışmalar dileriz’’ anonsuyla, modern köleler olarak çalışmaya taşınmak, zincirlerimizi kırma isteği uyandırır. ‘’Hadi!’’ deriz. Gidelim buralardan, özgürlüğümüzü ilan edelim. Bir dağ köyüne, bir sahil beldesine ya da uzaklarda henüz adını bilmediğimiz her hangi bir yere… Ama sanki geçmişle bağımızı koparacaktır gitmek. Kendimizle bağımızı koparacaktır… İç hesaplaşmalarımızda mağlup oluruz çoğunlukla. Hüzünle yaşamanın vakur hali bahanemiz olur. Ama aslında kalmayı kabullenişimiz, kendimize verdiğimiz en büyük cezadır.
Gitmek için geç değil, hiçbir zaman… Gitmek, kaybetmek değil, biliyorsun…
Yürüdüğüm yollar geliyor aklıma sonra. Muhakkak, hep sonra… Mavi kanatlı kapılardan geçişim… Ekmek ve tuza huzur deyişim… ‘’Yine mi?’’ deme bana! Cinnet anlarında koluma sarılan bir el geçmişim… Ardıma baktığım doğru ama yalan dünde kaldığım… Yürümeyi öğrendim, bak! Yürüdüğüm yeni yollara bakabilmeyi… Avuçlarımda iki minik el, gülücük döşeli zamanlardan geçmeyi sevdim. Yine de gitmek için geç değil hiçbir zaman ve gitmek vaz geçmek değil. Anlıyorsun…
Yakama iğnelenen her hüzün artık benim. Kedere evrilmedikçe korkma sakın. Hem derinliklere yakışır hüzün, bilirsin. Ve hisseden bir ruhun gölgesinde huzur bulur ancak.
Biz iki can… Yan yana… İki can… Yoldaş, sırdaş, gönüldaş…
Ve iki can sığdırdık canımıza, candan öte… Gülüşleri yeşillendi bahar dallarında, cıvıl cıvıl… Bildiğim, anladığım her şeyden öte… Yaşamaktı.
Gitmek için geç değil, hiçbir zaman… Gitmek vazgeçmek değil hem. Ya da vazgeçmek, kaybetmek…

Sevdiklerimiz yanımızda olsun yeter…

27 Ağustos 2017 Pazar

Kelimelerim VAR

kelimelerim var, gulcan baran turan, kişisel blog
Kelimelerim VAR

Kelimelerim VAR… Kimisi ; yüklemi olmaya gönüllü, usul usul yaklaşır yabancı bir cümleye… Anlam katacağına inanarak değiştirmek ister …
Kimisi kırgın ayrılır, kadim bir sözden. Yokluğunda acır belki geride kalanlar.
Kimisi aşktan süzülür gelir. Uçuşur da konar yalnız bir isme…
Hoyrat ya da olabildiğine şefkatlidir kimisi… Dokununca yakar, dokununca sarar yaraları kimisi…
Benim de kelimelerim var; sizinkiler gibi sıradan, sizinkiler gibi özel ve sizinkiler gibi eşsiz. Bazen yapayalnız, bazen kalabalık, yüzlerce bazen… Suskun, derin, vakur ya da kaba, sığ, yol yordam bilmez…

Kelimelerim VAR… Sıcak bir yaradan, cılız bir ses verir gibi…
Kelimelerim VAR… Coşkun, neşeli, yaramaz çocuklar gibi…
Kelimelerim VAR… Mütevazi, bir bağlaç gibi; bir yüklem gibi havalı…
Ve insanlar gibi çoğu... Cümle içinde yalnız...


3 Ağustos 2017 Perşembe

KALP KRİZİ... HENÜZ ÇOK ERKEN

kalp krizi, kelimelerim var
Kalp Krizi
Kalbimi yokluyor bildik bir acı. Ellerim acıya dokunuyor, tedirgin. Dışarıda ağlayan birileri var. Bedensiz gölgeler gibiler. Ben acımı dinliyorum, gölgeler kayboluyor. Sorgulamak için geç; düşünmek için, plan yapmak için ve üzülmek için bile geç, anlıyorum. Baş başa kaldığım benim.
Taa içime bakıyorsun. Gözlerin gülüyor, korkma der gibi. Korkmak için bile geç kalınan çizginin bir adım gerisindeyim. Diğer tarafında sen çizginin…
Hayat ne kadar yorduysan da beni, çığlıklarım sessizliğe döndüyse de çok zamandır, ta içimi gören o bakışlar göçtüyse de uzak bir ülkeye çok zaman önce… Geç kalmak istemiyorum artık sana.
Acımı al benden hayat! Yaşama sevinci koy yerine… Benim için döndür bu kez dünyayı.

Her can tadacak ölümü… Ama henüz çok erken…

NOT : Genç bir yakınım kalp krizi geçirdi.Anjiyo yapıldı. Önemli iki damarda tıkanıklık varmış. Birine stent takıldı.Diğerine de takılacak.
Bundan sonra çok dikkat etmesi gerekiyor. Sigarayı bırakmalı... Sağlıklı beslenmeli... Stres yok...
''Kalbimiz değerlidir'' doktorların da dediği gibi... Bütün hastalara acil şifalar diliyorum.

Çocuğunuz süt sevmiyor mu? Sütü Sevdirecek harika bir tarifim var!

Dün bir arkadaşıma çaya davetliydim. Öğleden sonra olduğu için çocukları evdeydi. Ben de giderken onların sevebileceği lezzetli bir şeyl...