kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Eylül 2018 Salı

Sözler-10

Adamın elleri mavi,
Kadının saçları yosun.
Ve tuz kokusu...
Martı çığlığı...
Aklanır böylece aşk.


aşk
Aforizmalar-10

10 Temmuz 2018 Salı

KELİMELERİN GÜCÜ

kelimeler
Kelimelerin Gücü

''Hiçbir şey göründüğü gibi değil.’’ dedi adam. Önüne eğdi başını. Suçsuzluğu belliydi. Duruşundan sesine, her halinden...


Açıklama bekledi kadın. Söyleneceklere inanmamayı seçmişti baştan. Yine de bekledi. Belki ruhuna dokunacak bir kelime duyabilirdi. Tek bir kelime ikna edebilirdi belki.


Adam biliyordu. İçinden geçenlerin masumluğunda susmayı seçerken; yanlış kelimelerin, sonu olacağını… Bulamadı doğru cümleyi. Sustu. Doğru cümle neydi? Mayın tarlasında gibiydi.

‘’Bazı insanlar şanslı doğar ve dünya adil bir yer değil.’’ diye geçirdi içinden adam. Bu bilgi onun için oldukça eskiydi.


Kadın da aslında farkındaydı: ‘’Bazılarımız doğuştan biliriz konuşmayı, ikna etmeyi, göze hoş görünmeyi. Bazılarımız hep yanlış
cümleyle gireriz söze. Baştan kaybederiz.’’ in…

Adam kaybedenlerdendi. Ruhuyla senkronize edemediği kelimelerdi bunun tek nedeni.


Adamın söyleyemediği, kadının duymak istediği bir
cümle, aralarında koca bir duvar gibi yükseldi.


25 Aralık 2017 Pazartesi

BOYUTSUZ


boyutsuz
BOYUTSUZ
Salıncakta bir kadın… Zamanın içinde, zamanın dışında… Tik tak, tik tak… Boyutsuz bazen… Varla yok arasında…
Kadının içinde bir yol… Yolda bir ağaç… Ağaçta bir salıncak… Tik tak, tik tak…
Arkasına teneke bağlı bir çocuğu kovalıyor kediler.
‘’Evli misin? ‘’ diye soruyor üç, ikiye… ‘’Çiftsin ya’’, diyor imalı bir edayla.
Akşamsefaları sabah açıyor, Kasımpatı baharı bekliyor.
Erkekler tarlaya, kadınlar kahveye gidiyor asfalt yollu köylerde.
Yara bere içinde aklımın kıvrımları. Biraz kan, biraz su… Biraz ateş, biraz su…
Sonra uyanıyorum.
Şebnem düşmüş bahçeme. Ilık bir bahar rüzgarı geziniyor tenimde. Her şey sukut içinde. Her şey dengede. Bıraktığım yerden başlıyorum güne. İçime çektiğim nefese şükür sözüm var.

‘’Yaşamak güzel ‘’diyorum. Portakal çiçeği kokarken ellerim.

5 Ekim 2017 Perşembe

ÇALIŞAN ANNE OLMAK

çalışan anne olmak
Çalışan anne olmak
Çalışan anne olmam münasebetiyle,çocuklarımla paylaştığım duygusal anlar oluyor.
Hafta içi her gün saat 06:30 da uyanıyorum.Bu sabah küçük oğlum Ege de erken uyandı ve benim hazırlandığımı görünce şaşırdı. ‘’Anne nereye gidiyorsun?’’ diye sordu. İşe gideceğimi öğrenince yüzündeki ifade değişti. Öptüm, kokladım, sarıldım oğluma ve işe geç kalacağımı düşünerek aceleyle son hazırlıklarımı yaptım.

Tam kapıdan çıkarken kontrol etmek istedim Ege’yi. Uyuyup uyumadığını… Yatağındaydı, öylece kapıya bakıyordu. Beni görünce ağlamaklı oldu. ‘’Ne oldu oğlum, neden üzgünsün?’’ deyince ağlamaya başladı. ‘’Anne, gece gece işe gidiyorsun. Yazık sana! Hem ben sensiz nasıl uyuyacağım?’’ dedi. Anne olanlar nasıl hissettiğimi tahmin etmiştir. Hatta empati yapıp, hissettiklerimi hissetmişlerdir. Annelik böyle bir şey çünkü… Duygularımla beni baş başa bu satırlarda bırakıp konunun anlam ve önemine gelirsek…

Çalışan kadın olmak kolay değil. Çalışan anne olmak hiç kolay değil. Hatta, oldukça zor. Buna benzer cümleleri çokça duyarız. Eee ne yapalım yani? Zorsa evde mi oturacağız? Değil tabi ki… Biz kadınız, güçlüyüz! Güçlü olmak zorundayız. Zorunluluklardan; nice tecrübe, nice zenginlik kuşanırız da kat ettiğimiz yola kendimiz bile şaşırırız.

Bazen yorgunluktan bitkin düşeriz, bazen çaresiz hissederiz, bazen dünya üstümüze üstümüze gelir… Bazen çocuklarımıza, eşimize bağırır; bazen sarılırız. Güleriz, can katarız evimize. Ağlarız, ulu orta ya da gizli bir köşede. Siyah oluruz, beyaz oluruz, mavi, yeşil hatta turuncu… Güneşe küsecek kadar alıngan oluruz bazen. Kendimizi kendimiz bile anlamayız. Ama biz bu dünyanın nefesiyiz, ruhuyuz… Gökte şimşek, yerde sağanak gibiyiz. Küçük bir fidanın can suyuyuz…

Her birimiz beyaz atlı prensin hayalini kurmuş, her birimiz masallara inanmışızdır. Kimimizin küçükken budanmıştır umutları da erken öğrenmişizdir büyümeyi. Kimimiz Ünzile, kimimiz Kardelen olmuşuzdur… Ama er ya da geç öğrenmişizdir yere sağlam basmayı, dik durmayı, güçlü olmayı.
Er ya da geç öğrenmişizdir dünyanın o sınırda bitmediğini…
Er ya da geç öğrenmişizdir Kardelen olabilmeyi...



12 Mayıs 2017 Cuma

KADIN...



kadın


Dünyanın herhangi bir yerinde,
Herhangi bir hikayede;
Doğuran, büyüten, çoğaltan
Ve incinen, yaralanan, öldürülen…

Kadın…
Baş tacı iken ayak bağı,
Ak sütü ile beslerken,
Namus belası olan…

Kadın…
Hor görülen,
Susturulan,
Yok sayılan…

Kadın…
Tarlada ırgat,
Yatakta avrat
Eksik etek…

Koca vahşetinde bir sayı…
Adı yok.
Baba mirasında payı yok.

Ve kadın;
Evlat kokusu,
Anne ninnisi…

Dünyanın herhangi bir yerinde,
Herhangi bir hikayede,
Her bıraktığı izde,
Ölümsüzleşen kadın.



7 Şubat 2017 Salı

BİTMEYEN YOLCULUK

bitmeyen yolculuk


Ah! Ruhumda salınan zarif kadın…                
İncecik beline sarılı ebemkuşağı…
Sürü eteklerini, saçlarını sal.
Ömür dediğim yola düşür gölgeni.

Mevsimsiz bir aydı.
Eylül…
Şehirsiz bir hastanede,
Yataksız bir hasta…
Ve rotası olmayan yolculukta bir çocuk…
Kavuşacaklardı.

Kahrın kıyısında o ince kadın,
Uzattı elini boşluğa.
Kimse tutmadı.
Çocuk yoktu.

Beyaz duvarlarında hastanenin
Siyah bir gölge dolaşıyordu.
‘’Ölüm mu?’’ dedi kadın
Korktu.
Ama vakur,
Sustu.

Ve susmaktan yoruldu.
Ve kırılmaktan,
Hırpalanmaktan,
Beklemekten,
Güzel günleri…
Usulca gitti.

Çocuk anladı,
Kadının gittiğini.
O Mevsimsiz Eylül’de,
O şehirsiz hastaneye yolculuğu
Hiç bitmedi.

9 Ağustos 2016 Salı

ÇITI PITI KADINDI

Mini mini,                                                                               
Çıtı pıtı bir kadındı.
Saçları; uzun ve siyah, yazgısı gibi
 Çırpınır dururdu.

Gözleri, bakmayı bilene sığınak
Ve kederlerin en karasında son duraktı.


Kokusu, o çıtı pıtı kadının;
Unutulmuş dağ yamaçlarında,
Adana’nın portakal bahçelerinde
Ve Seyhan’ında,
 Taş Köprüsü’nde,
Gazipaşa’sında, Yenibey’inde,
Baraj Gölü’nde, Dilberler Seki’sinde
Buram buram dalgalanırdı.


Gitti bir gün o çıtı pıtı kadın;
Çocuklarından, annesinden
Ve Adana’dan uzaklara.
Kokusunu, sesini , saçlarının rengini
Ve evinin balkonunda oğlunu bekleyen gölgesini alarak…

Ezel de var, ebed de…
Göçen her can yürekte…
Ruhumun sancıyan arsız yarası,
Bil ki kavuşmak var
Mutlak, kaderde…


Meleğime... Anneme...   

5 Haziran 2015 Cuma

HAYATIMIN KADINLARI-2

Hayatımın kadınları-2
Hayatımın kadınları-2
Komşumuzun kızıydı. Adı Fatma’ydı. Benden yaşça büyüktü.  Babası yoktu. Yetim kelimesinin karşılığıydı bende Fatma. İki erkek kardeşi vardı. Annesi çok zarif, kibar, incecik hatlı, uzun boylu, elmacık kemikleri çok belirgin , güzel bir kadındı. Uzun saçlarını topuz yapardı hep. Hiç salınmış görmedim o saçları, kaderi gibi sımsıkı bağlıydı. O mahallede eğreti duracak kadar hassas, ince ruhluydu. Bir doktora asistanlık yapıyordu. Çoğu ev hanımı olan mahallenin kadınlarından bu yönüyle de farklıydı.
Hatırladığım kadarıyla Fatma’nın babası trafik kazasında ölmüştü. Küçük kardeşi babasıyla aynı adı taşıyordu. Oturdukları ev karanlık , nem kokan , iki odalı bir viraneydi, mutfağı yoktu. Çoğunlukla yarı aç yarı tok olurlardı. Annelerinin eve meyveyle geldiği olurdu ara sıra . Özellikle getirdiği muzsa evde hem bayram hem savaş yaşanırdı. Biraz daha fazla pay alma savaşında iki erkek kardeş kıyasıya yarışırdı.
Benim Fatma’yla bağıma gelince… Belki bir kız kardeş özlemi , belki kardeşlerine annelik yapma zorunluluğunun  baskılayamadığı tezahürü, belki  de bana bilmediğim sebepten aşırı sevgisiyle ,hayatta annemden sonra ikinci ışığım oldu.
Zamanımın büyük bir kısmı onların evinde geçerdi. Hayatlarının orta yerindeydim, yakın şahitiydim  yaşadıklarının, yoksulluklarının, farklılıklarının ve insanlıklarının.
Okula gitmiyordum henüz. Fatma bir öğretmen azmiyle ve sorumluluğuyla bana okuma yazma öğretiyordu. Ders saatlerimiz vardı. Matematik, Türkçe, elişi belli başlı derslerimizdi… İlkokul 4.sınıfta olan teyzemin, matematik sorularını çözmesine yardım edebilecek kadar yol almıştım. Verdiklerini aldığımı gördükçe daha çok emek veriyordu . İnanılmaz bir disiplin bilinci gelişiyordu bende. Bunu çok sonra analiz edebildim.
En sevdiğim aktivitemiz, pek de yakın olmayan kitapçıya birlikte yürüyerek gidişimiz ve o renkli, harika ,hala isimlerini unutamadığım küçük masal kitaplarından her defasında bir tane almaktı. Parasını kendi okul harçlığından öderdi. O masal kitaplarını bir solukta okuyup, okuduklarımı ertesi gün ona anlatırdım. Bana masal dünyasının renkli sayfalarında kaybolmanın büyüsünü de tattırdı, insan olmanın yükümlülüğünü de anlattı. Sofrasındakini  paylaşarak, çoğaltmayı öğretti.
Eğitim hayatıma devam etmem gerektiğini ince ince işledi çocuk kalbime Fatma. İlk öğretmenimin ;hayatımı şekillendiren, abla şefkatiyle, anne özverisiyle sarıp sarmalayan bu koca yürekli insanın gönülden isteğiydi okumam. En derinlerde hissettiğim temiz, aydınlık, her dem bahar bir hayatın temennisiydi bu.
İzini çok zaman önce kaybettiğim güzel insan, iyilik meleğim… Hayatıma dokunduğun noktada, güçlü bir ışık düştü yoluma. Her neredeysen, bil ki emeklerinin karşılığı olabilmek için elimden geleni yapıyorum hala. Hak ettiğin güzelliklerden payına düşeni yaşıyor olmanı umuyorum.

Bir gün karşılaşabilmeyi diliyorum . Masallarımızın hiç yaşlanmayan kahramanlarıyla birlikte seni kocaman kucaklamak ve çok gecikmiş bir teşekkürün mahcupluğuyla ellerini öpmek istiyorum. Teşekkür ederim ablam, teşekkür ederim öğretmenim, teşekkür ederim Fatma’m.

Çocuğunuz süt sevmiyor mu? Sütü Sevdirecek harika bir tarifim var!

Dün bir arkadaşıma çaya davetliydim. Öğleden sonra olduğu için çocukları evdeydi. Ben de giderken onların sevebileceği lezzetli bir şeyl...